Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

20 Ocak 2026 Salı

Süleymaniye’nin Hikmeti: Mîmâri ve Mûsıkî ...


Mîmâri Bir Lotus: Süleymaniye’nin Hikmeti

Köklere Bağlılık (Temel ve Sabır):
Süleymaniye’nin temelleri atıldığında, Mimar Sinan inşaatı bir yıl boyunca durdurmuştur. Herkes "Sinan korktu, kubbe çökecek" derken, o aslında toprağın (kökün) binayı tamamen kabullenmesini ve zeminin oturmasını bekliyordu. Tıpkı Lotus’un suyun altında aylarca kök salması gibi... Sinan biliyordu ki; kökü sağlam olmayanın göğe yükselişi felaket getirir.

Sesin ve Işığın Damarları (Akustik ve Kandiller):
Caminin içindeki o muazzam akustiği sağlamak için kubbenin etrafına ağzı içeriye bakan 64 adet küp yerleştirmiştir. Bu, mûsıkî ve ilim damarlarının mimariyle birleşmesidir.

İs Odası Dehası: 
Caminin içinde binlerce kandil yanardı. O kandillerin isinin duvarlara zarar vermemesi ve insanı rahatsız etmemesi için Sinan, bir "hava akımı damarı" oluşturmuştur. Tüm is bir odada toplanır ve o isten dünyanın en kaliteli mürekkebi yapılırdı. Bakınız; çirkinlik (is), irfanla güzelliğe (ilim/mürekkep) dönüşüyor. İşte bu, Lotus’un çamuru çiçeğe dönüştürmesidir!

Sâni’ye Saygı (Zevk-i Selim):
Süleymaniye bittiğinde Sinan, ana kubbeyi öylesine dengeli ve hafif tasarlamıştır ki, içeri giren insan kendini ezilmiş değil, göğe yükselmiş gibi hisseder. Rûhî-i Bağdâdî’nin dediği gibi "Sâniin eylediği sun’u temâşa" etmek için en uygun yerdir orası. Her bir hat levhası, her bir çini motifi "ben buradayım" diye bağırmaz; sessiz bir zarafetle (hasetsiz ve hırssız) bütüne hizmet eder.

Mûsıkî Damarıyla Birleşen Estetik: "Segâh Tekbir"

"Kültür damarları"ndan biri olan mûsıkîde, Itrî’nin bestelediği Segâh Tekbir en güzel meyvelerden biri değil midir...

Bu eser, o kadar köklü bir damardan gelir ki, yüzyıllardır İslam coğrafyasında her dilden ve her kültürden insanı aynı "vahdet" (birlik) duygusunda birleştirir.

Itrî, o besteyi yaparken tıpkı bir Lotus çiçeği gibi, dünyanın kargaşasından (kesretten) uzaklaşmış, Mehmet Âkif’in dediği gibi "vahdete dalmış" ve o ilahi sanatı notalara dökmüştür.

Bugünün Meselesi: Neden "İnsansılar" Çoğaldı?

Bugün Süleymaniye gibi eserler inşa edemeyişimizin sebebi "teknoloji eksikliği" değil, "damar tıkanıklığıdır." Çünkü; 
Haset ve hırs, sanatkârın elini titretir. Açgözlülük, taşın ruhunu öldürür. Estetik yoksunluğu, şehirleri birer "beton yığınına" çevirir.

Ecdad, bir çeşme yaparken bile "suya hürmet" eder, onu mermer çiçeklerle süslerdi. Çünkü suyu, Sâni'nin bir lütfu olarak görür ve bilir. Bugün ise su, insanlar için sadece bir "tüketim maddesi" haline gelmiştir. Aradaki fark; Lotus’un köküne sadakati ile insanın kökünden kopuşu arasındaki farktır.

Sâni-i Kâinat, her bir zerreye bir mühür vurmuştur. Bu mührü görmek için "gören bir göz" ve "huzurlu bir kalp" gerekir.

Vesselâm...