Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

21 Ocak 2026 Çarşamba

Çamurda yürümek...

 

İnsanın modern dünya içindeki varoluşsal çabası ve ahlâki duruşu, sadece bir "yol" hikâyesi değil, aynı zamanda bir istikamet ve haysiyet manifestosu niteliğindedir.

Zemin çoğu kez aldatıcıdır, düz ama çamurlu bir yolda yürümek, dik ama kuru bir yokuşu tırmanmaktan daha zordur.

Hayat yolunda çamurlu yol eğri yöntemlerle, yalanla ve ayak oyunlarıyla elde edilen "kolay" görünen hayattır. Ancak her adımda kişiyi içine çeker, ağırlaştırır ve kirletir. Kuru yokuş ise "dosdoğru" olmanın zorluğudur. Yorucudur, emek ister ama ayaklar yere sağlam basar; kirlenme riski yoktur.

"Dosdoğru" olmak aynı zamanda estetik açıdan yalansız ve dolambaçsız bir hayat yürüyüşüdür. Bu bakış açısına göre; dürüstlük bir yük değil, aksine insanı gereksiz çabadan kurtaran bir hafifliktir. Kişi kendiyle barışık olduğunda, huzur dışarıdan aranılan bir şey değil, solunulan bir atmosfere dönüşür.

Buna karşılık "eğilmekten kamburlaşmalar" ve "beyaz yakalara sıçrayan çamur" gibi toplumsal statü ve güç uğruna verilen tavizler, insan onurunda kalıcı hasarı bırakır. İktidar ve etiket müptelalığı, insanı eşref-i mahlûkat (yaratılmışların en şereflisi) vasfından uzaklaştırıp, kendi hırsının esiri haline getirir ve hırsın getirdiği fiziksel ve ruhsal çöküşü başlatır.

Aslında her şey bir tercih meselesi değil midir?

"Ve insana, kendi gayret ve çabalarının sonuçlarından başka bir şey verilecek değildir!"  (Necm, 39)

İblis'in bile bu denli gönüllü bir yozlaşma karşısında "sırıtması", insanın kendi eliyle hazırladığı sona dair acı bir ironidir.

Günümüzün dünyasında "her ne pahasına olursa olsun başarı" ve "nasıl yaşadığımız, ne elde ettiğimizden daha önemlidir" diyenlerin yoz ahlâkı giderek yaygınlaşıyor gibi...