Mevlânâ’nın duru ikliminden süzülen "Neye talip isen o'sun sen" hakikati, insanın iç pusulasını ele verir. Hikmete, öze ve manaya talip olmak; varlığın gürültülü kabuğunu sıyırıp huzur ve sükunun hakim olduğu deryaya erebilmektir.
Kabuğun paydaşı olmak ise insanı yüzeyde tutar; zahiri olanla, geçici olanla oyalar. Oysa manayı arayan göz, yaradılmış olan hiçbir şeye zarar vermez; evrendeki ilahi nizamın inceliğine halel getirmez, hayvanatın dahi hakkına titizlikle riayet eder.
Ancak felsefenin bu derin doruklarından hayatın sokağına indiğimizde, o kadim Anadolu irfanı meselenin özetini en yalın haliyle önümüze koyuverir:
Ancak felsefenin bu derin doruklarından hayatın sokağına indiğimizde, o kadim Anadolu irfanı meselenin özetini en yalın haliyle önümüze koyuverir:
"Karpuzu insan yer, kabuğunu eşek kemirir."
Lakin, ömür boyu kabuk peşinde koşan ademlere diyecek sözümüz yok...
Bu toprakların dilinde ne çok hikmet gizlidir. İnsan hep öze, tatlıya, lezzetli olana uzanır; zahmet çekilerek büyütülen meyvenin en can alıcı yerini o alır.
Bu toprakların dilinde ne çok hikmet gizlidir. İnsan hep öze, tatlıya, lezzetli olana uzanır; zahmet çekilerek büyütülen meyvenin en can alıcı yerini o alır.
Kabuk ise; o sert, koruyucu, zahmetli dış yüzey, adeta hayatın cefasını çekenlere, vefalı garibanlara kalır. Hayatın değişmez kuralı da buradan başlar: Kimi özüyle sevinir, kimi kabuğuyla sınanır.
Hikmetin peşinde olmak, görünenin altındaki manayı okuyabilmek, eşyanın hakikatine vakıf olmaktır.
Hakkı gözetmek, can taşıyan her varlığın nasibine, soluklanma alanına saygı duymaktır.
Nasibin paylaşımı, hayatın hem tatlı özünü hem de çetin kabuğunu idrak ederek olgunlaşmaktır.
Unutmamalıdır ki, kabuk sadece bir "artık" ya da "kaba yüzey" değildir; o, özün muhafazası için vazgeçilmez bir zırh, bir koruma kalkanıdır. Özü dış dünyadan saklayan, onu saklayıp büyüten ve zamanı gelene dek muhafaza eden vazife, kabuğun omuzlarındadır.
Öz, kabuğun varlığıyla varlığını sürdürür; kabuk ise, içindeki kıymetli cevheri koruma vazifesini ifa ederek kendi asliyetini bulur.
İnsan, hayatın kabuğuna bakıp onu hor görmemeli; özden bihaber sadece kabuktan ibaret olduğu gafletine de düşmemeli... özü öz yapanın, aslında o kabuğun şefkatli muhafazası olduğunu, kabuğu kabuk yapanın özdeki maya olduğunu idrak etmelidir.

