Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

31 Mart 2019 Pazar

Adalet güneşi...

Zulmün karanlıklarına her dâîm atarlar taş, 
Adâlet güneşi batsa, kalmaz taş üstünde taş

Niceleri geldi geçti fani olan cihânda
Hepsi basılıp geçilen kabristanda toprakda 

Sanki gelmiş idiler ebedî hüküm sürmeye
Vazifeliydiler sanki, insanı çiğnemeye

Eksilmedi ki fitne, şer, şu yerin üzerinden
Nihayetde yer yutacak kazıyacak üstünden

Nasîhatlar insanadır sağırla iş tutulmaz
Hayıra çağrı yapılır,  şerre çanak tutulmaz

30 Mart 2019 Cumartesi

Hafta sonu yazısı: Gömlek var, gömlek var...

Kimi var gömlek bulamaz, kimi var verilen gömlek bol gelir, kimine de dar... içine sığmaz.

Kimi gömleğini kendi giyemez, kimine gömlek ters giydirilir, kimi düğmeleri hep yanlış ilikler.

Kimi giyer ekose kareli gömleği, kimisine giydirilir deli gömleği.

Kimi gömlek var beyaz yakalı, yahut mavi yakalı; kiminin gömleği giyeninden daha fiyakalı.

Kimi gömlek var yüksek kalite... içindekindeyse hiç yok kalite.
Gömlek var yerli pamuk yahut millî ipekten, gömlek var menşei anglo-sakson, ya da latinden.

Kimi gömlek var fraklık, beyaz eldiven ile çok yakışır ki, tam da uşaklık.

Kiminin bir gömleği var  kırk yamalı, kiminin kırk gömleğini almaz dolabı.
Kimi giyer fırfırlı gömlek, kimi manşetli, kimi manşetsiz;  herkesin giydirileceği (nasib olursa eğer) beyaz gömlek en sonunda, yakasız ve dikişsiz.

28 Mart 2019 Perşembe

"Kavâfıl-i Lâklâka"

Efendim, kim daha "lâfazan", "lakırdı oyunbazı" deyin hele !

Lâf gebelerini mevzûya dâhil etmeyelim, onların ebeleri var, lâfı hemencik doğurtuveriyorlar....benden söylemesi, lâf ebeleri sobeleme ustalarıdır hâ !

Mevzûya dönelim...
İşi gücü yoklar gibi lâfazanlık peşinde olmak... boş lakırdı ile iştigal ederek, lâfı eveleyip gevelemeyi, 'dedim ama demedim'e getirmeyi kelâm san'atı saymak...

Ağız lâf dolu, simsar mı simsar, seyyâr satıcıya bile pabuc bırakmayan cinsinden kalemşörler çıkınca meydâne...

Mesel bu ya; lâfazanlar meydânına çıkmış bir kaç cihângir, hepsi de cazgırdan daha cazgır...
Ustalarından öğrendikleri oyunları bir bir gösterme, tecrübe etme derdindeler !

Hangimiz daha iyi lakırdıyor diye el ense çekmeler, peşrevler, tek paça dalışlar, kisbetten yakalamalar...

Nakkareler havayı kızıştırmak için ritmi artırdıkça oyun üstüne oyun, künde künde üstüne...Üste çıkan sırıtık bir (sahte) tevâzu gösterisinde... Alttaki  dişini sıkarak tebessüm ederken, sana gösteririm diş geçirmenin nasıl olduğunu çıkarsam üste gayretinde...

Seyirci memnun, cazgır pürdikkat !
Usta bıyık altından tebessüm etmekte...

Bu alt üst olma ardışıklığı içinde meydânlar ne yiğit kızanlar görüyor !

İnceden dokundurma nezâketinin lakırdıcası içün ustalık gerek tabi !

Öyle her bir yiğidin, hatta babayiğidin yiyeceği herze değil...

Bir de tabela asılı meydânın girişine; "Kavâfıl-i Lâklâka".

Her ağzını açana, lakırdı yetiştirme hevesi bu ya !

Otuzdokuz oyunu öğrenmiş, henüz kırkıncı oyun içün  ihtisâs yapmamış kızanların, peşrev esnasında lâfazanlıkları, lâfı eveleyip gevelemeleri de bir hoş oluyor hani...

Lâfı ezip büzmeden, tevile kapı aralamadan, hâle muvafık, idrake münasip ârifâne söz söyleyen müeddibîn bir yanda, lakırdı ile peşrev çeken kelâm tuzluğu kızancıklar diğer yanda.

Cazgır efendi, meydânın turâbından çiçek topla sen, boş ver kızancıkları, kündeye gelme bâri !

Demli sözler...

Sözü keskin olanın
Özü bıçkın olurmuş
☆☆☆
Yüzü asık olanın
İçi sirke doluymuş
☆☆☆
Huyu kötü olanın
Etrafı boş kalırmış
☆☆☆
Hırı fazla olanın
Ayağı dolaşırmış
☆☆☆
Kimki genizden konuşur
Kibri çok merhameti yok
☆☆☆
Kendisini beğenenin
Sanki barsağında şey yok
☆☆☆
Çok konuşan az işitir
Boş olan şeytanla eştir
☆☆☆
Rahatı da var dünyanın !
Bak işte şurda mezarın