Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

1 Eylül 2026 Salı

Gönlün kıyısına vuran dalgalar...


Zamanın dalgaları gelecekten an dalgası gibi gelir çıkar insanın karşısına, ona çarpar ve geçmişe döner, insanın hırsı ve umudu ise hiç tükenmez. Dalgaların sahilde yıktığı kumdan kalelerin yerine yıkılacağını bile bile yeni kaleler yapan çocuklar gibi, habire geleceğe dair yeni plânlar yapmaya hayaller kurmaya devam eder, zaman dalgalarına inat....

Zamanın köpüklü köpüklü dalgalarının kıyıya vurup ardından sessizce derinlere çekilmesi gibi, insan ömrü de, geleceğin an be an geçmişe dönüşme ritminden ibarettir. Göğsümüzün ortasındaki o tükenmeyen heyecan ise zihnin zamana karşı açtığı en asil savaştır.

Çocuğun sahil kenarında kumdan kale yaparken duyduğu heyecan, kalenin yıkılacağını bilmemesinden değil; o kaleyi inşa etme eyleminin, taşın, kumun ve ıslaklığın parmak uçlarında bıraktığı o eşsiz duygunun kendisinden kaynaklanır. İnsanın geleceğe dair kurduğu her plân, aslında zamanın yıkıcı akışına çekilen zarif bir bent, var oluşunu duyurma çabasıdır. Dalga ne kadar ısrarla gelirse gelsin, insan elindeki kovayı ve küreği bırakmaz.

Gelecekten kopup gelen her an dalgası gâh yüzümüzü okşayıp gâh hırpalayıp geçmişin serinliğine çekilirken, biz hep bir sonraki dalganın taşıyacağı umuda bakarız. Yıkılan her kumdan kalenin ardından yenisinin harcını karma azmi, insanın faniliğe karşı bulduğu en büyük tesellidir.

Çünkü insanı ayakta tutan, yükselttiği kalelerin kalıcılığı değil; köpüklerin arasında yeniden başlama cesaretidir.

Kıyıya vuran her yeni dalga, yalnızca kumdan kaleleri yıkmakla kalmaz; sahilin çehresini de yeniler, üzerine basılmamış taze bir düzlük bırakır geride. İşte insanın hayalleri ve hırsları da tam olarak o taze kumsalın üzerinde filizlenir. Dünün yıkıntıları üzerinde durup duraksamak yerine, köpüklerin çekildiği ilk anda tekrar parmak uçlarını nemli kuma batırmak, insanın kendi hakikatine vurduğu mühürdür.

Zaman bir nehir gibi aktığını hissettirse de aslında insan bir fener gibi olduğu yerde durur; gelecek, bir sis perdesinin ardından usulca belirip fenerin ışığına çarpar ve mazinin karanlığına çekilir. Çarpma anında hissedilen o kıvılcım ise sadece umudun gıdasıdır. İnsan bilir ki kurduğu hiçbir hayal sonsuza dek kaskatı bir gerçeklik olarak kalmayacaktır; fakat yine de plânlar yapar, takvimler tutar, yarınlara sözler verir.

Bu çaba bir beyhudelik değil, bilakis faniliğe verilmiş en görkemli cevaptır. Dalgalar kaç kez gelirse gelsin, elleri ufka dönük çocukların yüzündeki o sarsılmaz tebessüm, zamanın devasa çarklarını bir anlığına boşa çıkarır. Çünkü geleceğe dair bir hayal kurmak, dalganın gücünü kabullenip onun köpüğüne bir imza atmaktır. Ve insan, son dalga kendi kıyısını örtünceye dek yeni kaleler yükseltmeye, o kum tanelerine hayat vermeye devam edecektir.
Bestesi Prof. Dr. Selâhattin İçli'ye, Güftesi Cansın Erol'a ait Kürdîli hicazkâr makâmındaki bir şarkı zamanın hüzün dalgaları temasını terennüm eder:

Hüzün zaman zaman deli dalgalarla gelir Gönlümün kıyısına vurur
Aşınan kayalar gibi rûhum
Suskun, yorgun öylece durur
 
Islak kumlara yazılmış hikâyeler
Ummâna karışır, silinir yavaş yavaş
Her dalga ömrümden birşeyler koparır
Ağır ağır sönen gönlüm
Sakin koyları özler
Son kum tanesi olana kadar
 
Hüzün zaman zaman deli dalgalarla gelir Gönlümün kıyısına vurur
Hüzün zaman zaman deli dalgalarla gelir
Son kum tanesini alana kadar
Hasıl-ı kelâm; zaman ne kadar hırçın bir dalga olup kıyımıza vurursa vursun, insan kurduğu hayallerle o dalgadan her daim bir adım öndedir. Yıkılacağını bilerek yeni kaleler yükseltmek bir yenilgi değil, yaşama arzusunun ve ruhun zamana karşı kazandığı en zarif zaferdir.

Çünkü insanı ayakta tutan, yükselttiği kalelerin kalıcılığı değil; köpüklerin arasında yeniden başlama cesaretidir, vesselâm.