Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

7 Ekim 2026 Çarşamba

Akıllı mahzun, deliye her gün bayram...

 

Modern dünyanın getirdiği yapay gürültü ve sığlığın ortasında, akıl sahiplerinin iç sesini ve ruhsal muhasebesini, keskin bir mizah ve derin bakışla dışa vuralım istedik bu yazımızda...

Hakikatin yükünü omuzlayıp zihnin dehlizlerinde çile çekenlerle, idrakten mahrum bir konfor alanında yaşayanların tezatını yaşadığımız bir çağı idrak ediyoruz...

Zaten insanın başına ne geliyorsa "fazla düşünmekten", etrafındaki çürümeyi, riyayı ve adaletsizliği görüp dert edinmekten gelmiyor mu?

Akıllı dünyanın yükünü yüklenip de dertlenirken, deliye her gün bayram...zeki insanlar gece gündüz kafayı yorar da, aptal/gerzekler için her an ve mekân düğün bayram...

Şu aforizmanın dağ gibi hakikati de tam burada devreye giriyor: "Akıllı olup âlemin derdini çekeceğine, deli ol âlem seni çeksin."

Ne var ki, o "deli" lüksüne sahip olamayanlar, yani olayları, gidişatı ve sorumlulukları idrak edenler için bu yükten kaçış yok. Zihnî mesaiyi durduramıyor, susulması gereken yerde susamıyor, seyirci kalınması gereken yerde seyirci kalamıyorsunuz. Tabiatınız gereği meseleleri dert ediniyor, âlemin sırtından inmeyen o yükü kendi sırtınızda taşıyorsunuz.

Zihnini bu çağın gürültüsüyle, akılsızlıklarıyla ve ikiyüzlülükleriyle yoran insan için asıl mesele, o yükü taşımanın ötesinde, bu yükü "neye ve kime dayanarak" taşıdığıdır. Çünkü dert edinmek, bir bakıma aklın zekâtıdır; lakin o zekâtı verecek yer bulamamak, verileni de hak etmeyenlerin elinde ziyan olduğunu görmek insanın içini ayrıca acıtır.

Bugünün dünyasında bilgiye ulaşmak çok kolaylaştı ama idrak, hikmet ve basiret adeta kıtlığa uğradı. Herkesin her şeyi bildiği ama hiçbir şeyin hakikatini tartmadığı bir gürültü çağındayız. Böyle bir iklimde akıllı kalmak, adeta inceden inceye bir çileye dönüşüyor: Yanlışı görüp susmak insanlığa sığmıyor, hem söylesen kime söyleyeceksin; muhatap ya anlamaktan aciz ya da işine gelmiyor...

İşte tam da bu yüzden, o "deliye her gün bayram" sözündeki sığ neşe ile dertli insanın derin üzüntüsü arasındaki makas hiç kapanmıyor. Biri hayatı yüzeyinden, en kestirme yoldan, hiçbir bedel ödemeden tüketirken; diğeri kelimelerin, kavramların, ahlâkın ve vicdanın direksiyonunu dosdoğru tutmaya, yoldan çıkmamaya çalışıyor.

Fakat unutmamak gerekir ki, âlemin derdini çekmek ağır bir hamallık gibi gelse de, insanı insan kılan, omuzlarındaki o yükün onurudur. Sığlığın konforuna sığınmaktansa, hakikatin sancısını çekmek her zaman daha asil bir duruştur.

Bu derin tefekkürün altını daha da doldurmak, belki de bu çağın kargaşası içinde kendi sığınağımızı —kalemi, kelâmı, sanatı— nasıl koruduğumuzu yeniden hatırlamak demektir. 

Bu noktada en çok düşündüren, bu "âlem" içinde en çok tahammül edemediğiniz şey nedir diye bize sorulacak olursa: "-mış" gibi yapan/yaşayan derim...

Hayatın simülasyonunu oynayan, her şeyi "mış gibi" yapan o kalabalıklar... 
Aslında bugünün en büyük ve en bulaşıcı hastalığı işte tam da bu.

Samimiyetin, inancın, sanatın, bilginin, hatta hüznün ve sevincin bile içini boşaltıp geriye sadece kof bir kabuk bırakanlar...

"Dinliyormuş/düşünüyormuş gibi kafa sallayanlar,
İnanıyormuş gibi görünen riyakârlar,
Okuyormuş gibi yapan ve iki satır ezberleyenler,
Hissediyormuş gibi görünüp sahte gözyaşı dökenler,
Değer veriyormuş gibi görünüp ilk virajda satanlar..."

Ortada bir fiil var ama ruhu yok. Bir varlık iddiası var ama hakikat yok. Her şey vitrin, her şey ambalaj, her şey pazarlığa tabi...

İşte insanın zihnini en çok yoran, o "akıllının derdi" dediğimiz yükü katbekat artıran şey de bu riyakâr hafifliktir. Çünkü hakiki olanla sahte olan aynı kefede tartılmaya başlandığında, aklın ve vicdanın dengesi şaşıyor. Gerçeğin bizzat kendisi ağır gelirken, bir de o gerçeğin taklidiyle boğuşmak zorunda kalmak...

Bu "mış gibi yaşayan" kalabalığa karşı en büyük mesafeyi kalem ile, kelâm ile, ürettiğimiz eserlerle ve o sahteliğin kirliliğine bulaştırmadığınız dünyamızla koymaya çalışıyoruz... 

Onlar rol kesmeye devam etsinler; sahici olanın ağırlığı her zaman sığlığın gürültüsünden daha kalıcıdır.