Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

17 Ağustos 2022 Çarşamba

Şehir...arabesk kültür...vurdumduymazlık !

 

Metni sesli dinleyin...

Kültür ve eğitim seviyesi alçak irtifada olup da cüzdanları (kolay yoldan kazanılmış) banknotlarla dolu olan burjuvazinin merkez olduğu şehirlerde gece yarısından önce başlayıp sabaha kadar devam eden "şamata"nın adı eğlence ve renkli gece hayatı olmuşsa...

Arabesk kültür ve medeni tavır yoksunluğu giyimden davranışa kadar, tâ derine dalmışsa...

Her şey(!)in, aleniyete saçılmışlığı, mahremiyetin ortadan kalkmışlığı ve vurdumduymazlığın şaha kalkmışlığı umursanmıyorsa...

Vay bize, vah bize !
Volümü sonuna kadar açılmış, yüksek gürültülü müziğin envai çeşidinin birbirini bastırdığı; arabeskinden roman havasına, cıstak müzikten angara havasına, şamameden karadeniz ezgilerine gürültünün ayyuka çıktığı, kafaların kıyak mı kıyak olduğu bir şehir düşleyiniz...

Motorsiklet ve skutırların vızır vızır geçip gittiği gecelerin şafağına kadar şehir ahalisinin eğlenmek içün ayakta olduğunu düşleyiniz...

Gecenin yarısından sonra duraklayan trafikte araçların arasında gül satmaya çalışan yaşlısı genciyle roman ailelerinin ekmek kavgası adına yollara düştüğünü düşleyiniz...

Evde olması gereken çağlardaki çocukların gece yarısını geçen saatlerde bile, gecenin şerrinden emin(!) dışarıda gezindiklerini düşleyiniz...

Ve bu tüketici güruh içün; zaman, mekân ve çevrenin hiç mi hiç umurlarında olmadığını; ekonomik kriz, yüksek enflasyon, hayat pahalılığı, manavdaki, bakkaldaki, şarküterideki fiyatların onları hiç mi hiç ilgilendirmediğini düşleyiniz...
Medeniyyet ve kültür merkezi olan/olması gereken şehir hayatında; san'at, edebiyat, kültür faaliyetleri yürüten merkezler, illâki vardır ve olmalıdır...
Ancak adab-ı muaşeretten, görgü kurallarından bî-haber bir kemiyyet hâlini almışsa şehir ve cemiyyet, istikbâli şekillendirecek olanlarda değil midir kabahat...
Medeni şehir ahalisinden bir hanımefendi ve beyfendinin, birisini eve davet ederken; 

-"Fakirhanemizi bir akşam teşrif eder misiniz efendim?”

-“Estağfurullah hânenizde şerefyâb oluruz efendim”...
karşılıklı mükâleme ve adabına rast gelinmiyorsa...
Neleri yitirdiğimiz akla gelmiyorsa...

Vah bize, vay bize, vaylar bize !
Gülşeni yaban otlar sarmışsa
Lâlezârlar çalılaşmışsa
Nezâket ve edeb rafa kalkmışsa
Nefisler tok ruhlar aç kalmışsa 
Evlad-ı azizânı kurtlar kapmışsa
Bize de eyvah demek kalmışsa...

Vay bize, vahlar bize..

Hülâsa-i kelâm;
"İlim ve edeb, insana önce susmayı ve haddini bilmeyi öğretir", bu ise sadece diploma ile, varlıkla olmuyor... şehir ve ordaki medeniyyet; nezâket, nezafet, tevâzu, adab-ı muaşeret, hürmet ve edeb sahibi olmayı mündemiçtir ve gerektirir, ancak kültür istilâsı altındaki şehirler arabeske, yoz-popülerliğe teslim ise vah bize !

Vesselâm...

16 Ağustos 2022 Salı

İnsan mı, meta' mı...


Ne günlere kaldık ya Hû !
Su pahalı...

İffet, namus 
Sudan ucuz
Şan şeref de...

Şerefsize:
Şeref siz misiniz ?
Diye sormaya ne hacet !
Meta' meydanda
Alıcısı satıcısı da mevcut !

İnsan mı ?
O da ne !
Kim diyemedim
Bahse konu o şeyden
Gördün mü ?
Neden ?
Meta'laşmış da ondan !

İnsan nadirattan...
Ortalıkta az olanından !
Münzevi...
Meta' ise çoğalmış
Siyahı, beyazı, arabı
Âkif'in deyişi ile:
Hindusu yamyamı
Ortalığa saçılmış...
İşporta tezgâhında sanki
Ucuz mu ucuz
Hem sudan bile ucuz !
Hattâ ve belki
Bedava
Ya da üstüne üstlük
Tomarla para

İnsan mı ?
O da kim !

Yiyen, içen
Üreyen yaratık mı ?
Yoksa;
Şerefi madalyada sanmış
İffeti rafa kalkmış
Namusu çöpe atmış
Et kemik yığınına mı
İnsan diyorsunuz !

Ha bir de konuşuyor
Sokağa saçılı
Yürüyor
Düşünmeden ve üşenmeden
Yaşıyor muymuş !

Yazık yazık !
O kendine zulmeden zalime.. 
Kendi "insanî" değerini bilmeyene...

İnsan kıymetli, 
O;
Orta malı olamaz
O meta olamaz
Olmamalı...
Değerleri, bedeni
 pây-mâl olmamalı,
İnsan ayağa düşmemeli...

Hem;
İnsan kılıklıya insan mı denirmiş !

İnsanî değerleri yaşayana
İnsan demeli...

Ve;
İnsan doğan, insanca ömür sürmeli
İnsan olarak göçüp gitmeli...

15 Ağustos 2022 Pazartesi

Aşçı Yahya Baba ve II. Bayezıd...

Sultan II. Bayezıd'ın 1488'de inşâ ettirdiği Bayezıd Külliyesi kurulduğu yıldan bu yana 534 yıldır ayakta olan bir yapı...

Faal olduğu yüzyıllar boyunca; eğitim, sağlık, mûsıkî ile terapi, yeme-içme, barınma, ibadet gibi birçok hizmet yürütülerek, topluma hizmet sunulmuş ve toplumun birliği ve kaynaşmasında önemli bir vazife ifa etmiş bir yapı... Edirne'deki bu külliye aynı zamanda aşevi ve imareti vasıtasıyla yoksula, yolcuya,  yolda kalmışa, fakir fukaraya destek olmak adına önemli işlevler üstlenmiş yüzyıllar boyu...(Bkz. Dip notlar)

Külliyede yer alan ve balmumu heykeller ile göz önüne serilen, dönemi anlatan levhalardan birinde 15.asırda yaşamış Aşçı Yahya Baba'nın hikâyesi anlatılıyor...
Yahya Baba;
Leziz yemekler yapan ve yedikten sonra, Allah'a şükrederek "devam-ı devlet, nasib-i cennet" diye dua eder ve yemek sonrası: "Vücudunu gıda ile besleyen şeklen pehlivan olur. Ruhunu Allah aş­kıyla dolduran gönülden evliyâ olur. Helal lokma ibadet ettirir, haram lokma ise kötü yola sevk ettirir. Sizin karnınız toksa, hüner başka açları da görmektir" buyururmuş...

Aşçı Yahyâ Baba bütün mahlûkâtı seven bir şahsiyyet...(hani bugün kendinin dünyanın tek hakim türü olduğunu zanneden, iki milyona yakın canlı türlerine fütursuzca tahakküm eden, onların yaşama hakkını ve alanlarını yok eden, berbad eden insan(!) türünün canavarlaştığını düşünmekten de kendimi alamıyorum)...

Yahya Baba imaretin ilk aşçıbaşılarından olup külliye ahalisini ve civardaki  ihtiyaç sahiplerini yedirdikten sonra artan yemeği zayi etmeyip Tunca Nehri’ne balıklara atarak onları da doyuran bir zât... 

Yahya Baba'nın artan yemekleri Tunca nehrine dökmesini yöneticilere birileri şikâyet ederler...

Anbar sorumlusu:
-"Her gün pilavlar Tunca Nehrine dökülüyormuş. Erzak ve pirinç miktarını azaltın." diye emir verir. 

Bunun üzerine kiler sorumlusu mutfağa verilen erzak miktarını tedrici olarak azaltır. Ancak erzakın azaltılması Yahya Baba'nın balıkları beslemesini engellememiştir, bereketlenen pilav yine artmakta ve  balıkların hakkı balıklara gitmektedir. 

Bu şikâyetlerden de netice alamayan gammazlar konuyu  Sultan II. Bayezıd’a iletirler...

Sultan II. Bayezid'a da, hazineden fazla pirinç alındı­ğını, pirinç pilavının her gün arttığını ve aşçıbaşının artanları nehire döktüğünü ihbar ederler...

Bir gün herkes yemeklerini yedikten sonra Yahyâ Baba artan yemekleri, balıkların nasîbini, nehre dökmeye gider, ancak Sultan bunu gözüyle görmek istemiştir ve oradadır, Padişah Yahya Baba'ya: 

--"Yahya Baba ! Bu yaptığın israf değil midir. devletin mülkünü, malını ziyan etmeye utanmaz mısın ?" 

Yahya Baba mahcubiyet ve utangaçlıkla başını öne eğer ki, o sırada Tunca Nehri’ndeki balıklar su üstüne çıkar ve Padişaha şöyle derler:

-”Osmanlı Devleti’nin mülkünde hiç mi bizim payımız yok Sultanım ! Devletin artığını bize çok mu görüyorsun, Senin devletinin ikrâmı sadece insanlara mıdır ?"

Bunun üzerine Yahya Baba, "sırrımız açığa çıktı" der, secdeye kapanır ve ruhunu teslim eder. 
Müzevvir ve gammazlar yaptıklarına pişman olur. İhtişamlı bir cenaze merasimi tertip edilir, Yahya Baba külliyenin kuzeyindeki bahçeye defnedilir.
Şeksiz, şüphesiz, ivâzsız, garezsiz, fitnesiz, hesapsız ve samimi yaşayan, adanmış ömürlü güzel insanlar varmış bir zamanlar !

İşte bu vakıf insanların manevi şahsiyyetleri sadece yaşadıkları devirde değil sonraları da  bulundukları coğrafyalara, mekânlara huzur vermeye, ikrâm etmeye devam ediyor...

"Her şeyi satın alabilirsiniz belki, amma huzuru asla... onu yaşayanlardan -belki- huzur soluyabilirsiniz !"

Ehl-i huzurun yoldaşı Hızır, istimdadı hazır olur imiş, derler !

Huzurunuz dâim olsun efendim...
__________
Bakınız:

12 Ağustos 2022 Cuma

İlim, bilim ve filim adamı...

İlim, bilim ve filim:

Hakka ve hakikate teslim olmak ilim; onları teslim almak içün çalışmak ise bilim...

Makam, mevki, mal-mül, para-pul, ikbâl-itibar içün hak ve hakikatı kullanmaya da filim denir...

Bu minvalde; âlim de var, bilimci de; en çok olanı ise ma'at-teessüf artistmiş bu âlemde !