Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

6 Eylül 2021 Pazartesi

Şu gönüldeki "yara"dan

Yüce dağlardan aşıran
Dar boğazlardan geçiren
Yokuşu düze çeviren
Yaradan var Yaradan var

Şu gönüldeki "yara"dan
Ne çok çektim ne çok inan
Aradığım Hakikati
Yaradan verdi "yara"dan

Gecemi gündüz eyledi
Dere tepe düz eyledi
Bir istedim bin eyledi
Yaklaş emriyle seslendi

Şükrettim nimeti arttı
İçimi dışımla tarttı
Yolunu bulamaz iken
Akl-ı selim rehber kattı

Aramakla bulunmazmış
Bulanlar arayanlarmış
Dibi gördüğüm bir anda
Tutup da kaldıran varmış

Hakkın işleri acayip
Semâdan sarkıtır bir ip
Sarılanlar felâh bulur
Yücelere çeker o ip

Muhabbet denilen meyle
Gece gündüz demlenmeli
Sonsuz hamd u senâ ile
Gönül Hakka verilmeli 

Direği yok dünya böyle
O'nu anla O'ndan dinle
Gel boyun bük kulluk eyle
Görüneni sırlar Bir'de

4 Eylül 2021 Cumartesi

Kendini ve evreni okumak...



Meyve çekirdeğinde gizli/sırlı olan müstakbel ağaç da güzel, filizlenen sürgün de güzel, meyve de güzel...

Hepsinde O'nun kudreti her şeyde O'nun dahli ve izleri var.

Hani nihavend şarkıda:
"Her yerde Sen, her şeyde Sen, bilmem ki, nasıl söylesem"  der ya !

Buyrunuz, bir hâne-teslim nihaved peşrevin ardından şarkıyı bestekârı Metin Güyer'den, sahibinin sesinden (!) dinlemeye...

Her sesin bir sahibi yok mu ? Sahipsiz ses bile çıkmıyor değil mi ? 
Nefesin sahibi, gırtlakta bulunan ses kutusundaki ses tellerini, iradesi vasıtasıyla titreştiriyor ve böylece kaç oktav sese hükmediyor. Hem de sadece ve sadece her insanda iki adet ses teli var, bunlar boyun bölgesinin ortasında, yutağın hemen altına yerleşmiş, soluk borusunun da hemen üzerinde yer alıyor, iki telli bir enstrüman ve nüans derecesinde tefrik edilebilen sesler ve tınılar !

Bulutta, rüzgarda, toprakta, suda; fizik ve kimya ilmi var, ilmin incelikleri sırlar var, muhteşem bir organizasyon ve düzen var.

Zigottan embriyoya giden süreçte moleküllerin ve genlerin muntazam bir mimari anlayışı ve bu kabiliyeti sergileme bilgisi ve yeteneği var.

Meterolojik olaylarda doğa kanunu sabitine bağlı ısınma ve soğuma, alçak yüksek basınç kaynaklı hava akımı, yağış oluşumu, denizden karaya bulutların yürümesi var, hepsi de bir ilmi sabit ve düzene tabi.

Oksijenin atmosferde ozona dönüşümü var, atmosferik iyon oluşumu var, canlılar için öldürücü özelliği olan güneş fırtınası kaynaklı elektron bulutunun, dünyaya erişmesini engelleyecek manyetik bir kalkan oluşumu var.

"Her yerde Sen, her şeyde Sen, bilmem ki, nasıl söylesem" 

Hayatın temeli karbon, oksijen, hidrojen azot ve suyun belirli bir düzen üzere bir araya gelmesi ile, inorganik alemden organik alemi oluşturmak var.

Saymakla biter mi ?
Ne okyanuslar dolusu mürekkeb, ne de ormanlar kadar kalem yazmaya yetmez...

"Her yerde Sen, her şeyde Sen, bilmem ki, nasıl söylesem" 

İlmi kadar bilir, görür, algılar insan, şu arama motoru Google'a bir kelime yazılınca bile ne çok bilgi döküyor önünüze...

İnsanın üzerinde yaşadığı dünya, ve bu dünyalık malzemelerden oluşmuş beden giysisi de bir ilim/bilgi/enerji ye göre oluşuyor, hem de sabiteleri değişmeksizin !

Su deniz seviyesinde 1 atm basınçta 100 santigrad da kaynıyor, 0 santigrad derecede donuyor, bu yasa hiç değişmiyor, diğerleri de öyle...

Standartlaşmış değerler ve normların belirlediği sınırlara mecburdur dünyamız ve içindekiler, ve güneş sistemi, ve galaksiler, ve evren...

Her şey bu ölçüler içerisinde gerçekleşir, özündeki kabiliyet sınırlarına göre iş ve eylemsellik halindedir...

Bize ise, kendimizden başlayarak okumak, işleyişi ve mekanizmaları kavramak, ilişkilendirmek; algılamak kalıyor...bunun için ise bilgi/ilim öğrenmek, ardından işleyen hikmeti görmek gerekiyor...

İrademizin belirli sınırları olduğunu, onun dışına çıkmanın imkânsızlığını da bilmek gerekiyor, sınır ihlâli yapanların duvara çarptığını da söylemeye gerek yok sanıyorum...

"Her yerde Sen, her şeyde Sen, bilmem ki, nasıl söylesem" !

"Söyleyen bilmez, bilen söylemez" diye bir söz de var; yine, "arif ol da anla", "arif olan anlar", yahut "arif O'nu/ânı seyreyler" sözleri de var hani irfân kültürümüzde...

Yâ'ni irfân tahsilin varsa, arif isen, her olgu ve oluşun ardını, hikmetini  görürsün, görünenin fiziko-kimyasal ve/veya biyolojik arda/arka plâna göre ortaya çıktığı ve daha ötesini/özünü, firaset/basiret ve akl-ı selim/akl-ı kâmil ile görür/sezer, algılar/anlarsın...

Erzurumlu İbrahim Hakkı ne güzel şiirselleştirmiş:
Hakkîn olıcak işler
Boşdur gam u teşvişler
Ol hikmetini işler
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler…
Deme şu niçin şöyle
Yerincedir ol öyle
Bak sonuna sabr eyle
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler…
Gel hayrete dal bir yol
Kendin unut Ânı bul
Koy gafleti hâzır ol
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler…

Kendi varlığındaki düzen ve işleyişi "OKU"yanlar bu okumayı evrene kadar götürür. Bu okuma ile kendi ve kâinat neler söyler, neler anlatır neler,  değil mi ? !

Sözün özü mü, yoksa özün sözümü desem, bilmemki nasıl söylesem; Hz. Ali'nin meşhûr sözü ile mim koyalım: "Sen kendini küçük bir cisim sanırsın, ama en büyük âlem sende gizlidir"

3 Eylül 2021 Cuma

Nimet verilenler...

Ötelerden seslenen var
Hikmet ile beslenen var

"En'amte aleyhim" mazharı 
Nimetten nasiblenen var

Onlar Hakkın gözdeleri
Nebiler ve sadıklar var

Onlar Hakkın karibleri
Sıddıklar ve salihler var

Kırk kez okudun fatiha
Hangisinden haberin var

Külfetsiz gelmezmiş nimet
Zahmetsiz olmazmış rahmet

Aslı su olan ateşi
Su becerir söndürmeyi

Eylersen nura Muhabbet
Hâsıl olurmuş Muhammed

Eyle gayret dur huzura
Bak nimete gark olmaya

Gel gayret et gel sebat et
Hakdan nasibdâr olmaya

Eyle niyyet eyle gayret
Rabbine vasıl olmaya

2 Eylül 2021 Perşembe

Ma'na gülleri biçmek...


"Bostan ve Gülistan" adlı (Şeyh Sadi Şirazi) eserden mülhem olarak kaleme alındı...Karga egoya, Gül Mim'e, Mim (hz.) Muhammed'e teşbih...Bülbüller ise âlemleri temsil...
★★★
Madde bostanından
mana gülleri mi biçilirmiş !

Hem bostanda
bülbülün ne işi olaki !
Oraya dadansa dadansa
anca
kargalar dadanır…

Ez-kazâ
Bostanlığa düşse bir gün
Bir gülün yolu…
benzi solar...
Ve,
Kargalar seyran eyler

Madde bostanı
Kargaya sunak
Ma'na gülistanı ise
Bülbüle mesciddir…

Gülistanda;
Bülbül terennüm eyler
Mütevâzıce...
toprak kabarır,
Bir terennümün neşvesiyle,
Ve tomurcuklar gonce olur

Bahar gelir,
Güller açar…

Kâinat bahçesinde;
Katmer katmer güller açar
Gah bülbül öter, güller açar
Gah gül açar, bülbüller öter

Ma'na gülistanında 
açarmış güller...
ma'na gülleri biterken
dile gelirmiş bülbüller

Ve gül 
neş'e üzre 
Bülbüller şakır,
kargalar 
ya seyr eyler
yahut hased eylermiş