Bir harâb olmuş kalbi, tamîr etmektir hüner
Buna fânî dünyâ derler, durmayıp, dâim döner
Âdem oğlu bir fenerdir, âkıbet birgün söner!"
Dünya, üzerinde nefes tüketen her canlının geçici bir süre konakladığı, nihayetinde arkasında sadece bıraktığı izleri taşıyan muazzam bir devridaim mekanizmasıdır. İnsanoğlu, bu kozmik akışın içinde maddiyatın, unvanların ve "sîm-ü zer" (gümüş ve altın) ile sembolleşen geçici mülklerin peşinde koşarken, çoğunlukla varoluşunun asıl merkezini, yani "kalbi" ihmal eder.
Yukarıdaki hikmetli dörtlük, tam da bu gaflet perdesini yırtacak güçte bir hakikati yüzümüze çarpar: "Mülk geçicidir, insan fânidir; baki kalan yegâne değer ise bir gönle dokunabilmektir."
Newtonyen bir determinizmle sadece görünen dünyaya, maddeye ve birikime odaklanan zihin, dünyayı kalıcı bir mülk zannetme yanılgısına düşer. Oysa zamanın durmaksızın dönen çarkı, en azametli sarayları bile un ufak ederken, maddiyatın insan ruhundaki boşluğu dolduramadığını defalarca kanıtlamıştır.
İşte bu noktada kadim irfan geleneğimiz devreye girer ve bize asıl mimarlığın, taş duvarlar yükseltmek değil, yıkılmış bir gönlü ayağa kaldırmak olduğunu fısıldar:
"Bir harâb olmuş kalbi, tamîr etmektir hüner."
Bu cümle; Yunus Emre’nin "Gönül Çalab’ın tahtı / Çalab gönüle baktı" mısralarıyla özetlediği, insanı merkeze alan o muazzam ahlaki ve felsefi duruşun bir başka devirdeki aksisedasıdır. Kâinâtın özü insansa, insanın özü de kalbidir. Dolayısıyla haksızlıkla, liyakatsizlikle veya hoyratça kırılmış, harabeye dönmüş bir kalbi onarmak, yeryüzündeki tüm maddi fetihlerden daha büyük bir şahsiyet nişanesidir.
Şiirin son mısrasındaki "fener" metaforu, edebi olduğu kadar varoluşsal bir gerçeği de barındırır. İnsan, içine üflenen o ilahi bilinç kıvılcımıyla etrafını aydınlatan, düşünen, hisseden bir fenerdir. Ancak her fenerin yağı sınırlı, her mumun ömrü rüzgâra bağlıdır. Akıbet bellidir: O ışık bir gün sönecektir.
Mesele, fenerin sönmesi değil; sönmeden önce etrafına ne kadar aydınlık bıraktığı, kaç karanlık yolu aydınlattığı ve kaç üşüyen kalbi ısıttığıdır.
Neticede dünyanın geçici heveslerine kapılıp insanı ve nezaketi ıskalamak, bu fani sahnede yapılabilecek en büyük yanılgıdır. Gerçek asalet ve entelektüel derinlik; maddiyatın geçiciliğini idrak edip, kalıcı olan tek şeye, yani insani değerlere ve gönül mimarlığına yatırım yapmaktan geçer. Çünkü dünya dönmeye devam edecek, fenerler birer birer sönecek; fakat tamir edilen o kalplerdeki iyilik izi, varoluşun hafızasında sonsuza dek asılı kalacaktır.
Sağlık ve safâlıkla kalınız...
