"Bilgi (ilim), bilgeliğe giden yolun taşlarını döşer; ham maddedir. Bilgelik (hikmet) ise o taştan inşâ edilen saraydır" diyerek mevzuya girelim...
Günümüz dünyasında sıkça rastladığımız bir durum "bilmenin kibri"dir, bu kibirlilik zihni ne yazık ki yeni fikirlere, kalbi ise esnekliğe tamamen kapatan konforlu bir hapishane inşa eder...
Çokça rastlanılan "Burnundan kıl aldırmayan uzman" tipleri, bilgisinin büyüklüğü altında ezilen ve o bilgiyi bir kalkan gibi kullanan ezik insanlardır aslında...
Bu durum, tam da bilgeliğe giden yoldaki en büyük paradoksu doğurur:
Ego kördür, bilgiyi sahibini yüceltecek bir "güç unsuru" olarak görür. Oysa bilgi paylaşıldıkça ve hayata karıştıkça güzelleşir. Egonun beslediği kibir, insanı kendi doğrularının mutlak olduğuna inandırarak tefekkürün önünü keser.
Bilge insan, bildikçe ne kadar az şey bildiğini fark eden ve bu sayede sürekli bir hayret ve arayış içinde olan kimsedir. Kibirli uzman ise "ben zaten oldum" dediği an, öğrenmeyi ve dolayısıyla derinleşmeyi durdurur. Akmayan suyun yosun tutması gibi, onun bilgisi de bir süre sonra statik bir yüke dönüşür.
Bilgi, insanları birleştirmek ve hayata değer katmak için bir köprü olmalıdır. Ancak kibrin beslediği o "fildişi kule" yaklaşımı, uzmanı toplumdan ve hayatın yalın gerçeklerinden koparır. Manadan yoksun, sadece teknik detaylarda boğulan bir üstten bakış üretir.
Hakiki bilgelik, cehaletin farkındalığıyla başlar. İnsan zihni, uçsuz bucaksız bir evrende ne kadar küçük bir yer kapladığını idrak ettiğinde, bilmenin getirdiği o ağır yük yerini derin bir saygıya, nezakete ve içsel bir sessizliğe bırakır.
Egoyu hikmet yolundaki keskin virajda bırakamadığımızda, yolun başındaki o değerli bilgi, menzile ulaşmamızı engelleyen en büyük prangaya dönüşüyor.
Etrafta rastlarız hani, malumatfuruşlara, "çok bilmiş"lere...Çok bilgi insanı bilge yapmaz, bilgelik bilgi üzerine tefekkür etmeyi ve sindirerek manada derinleşmeyi gerektirir...
Bu iki kavram bilgi ve bilgelik birbirinin zıddı değil, aynı yolculuğun birbirini tamamlayan iki menzilidir. Bilgi olmadan bilgeliğe ulaşmaya çalışmak, temeli olmayan bir binayı havada inşa etmeye benzer.
Bilgi (ilim), bilgeliğe giden yolun taşlarını döşer; ham maddedir. Bilgelik (hikmet) ise o taştan inşâ edilen saraydır.
Bu dikey yolculuğun aşamalarını şöyle düşünebiliriz;
Yolculuğun ilk adımı dünyayı, doğayı, insanı ve varlığı gözlemlemektir. Bilgi, zihnin besinidir. Cehalet üzerine inşa edilen bir derinlik iddiası, köksüz ve temelsiz kalmaya mahkumdur.
Toplanan o ham bilgi zihin potasında elenir. Doğru yanlıştan, kalıcı olan geçici olandan ayırt edilir. Bilgi burada bir "araç" olduğunun farkına varır.
Bilgelik ise "Öze ulaşmaktır". Yolun sonu, bilginin kendisini de aşarak onun işaret ettiği manaya, yani hakikate varmaktır. Bilgi insanı iddialı yapabilir, ama o bilgiyi sindirerek bilgeliğe dönüştüren yolculuk insanı vakur ve mütevazı kılar.
Yani bilge insan, bilgiyi reddeden değil; bilgiyi yolun kendisi sanmayıp, onu bir köprü olarak kullanan ve ötesine geçebilen kimsedir. Bilgi bir "öğrenme" sürecidir, bilgelik ise bir "oluş" biçimidir. Yol bilgiden başlar, ama ancak menzile ulaşıldığında anlam kazanır.
Bu hikmet arayışı yolculuğunda, insanın kendi bilgisini (ve hatta bazen o bilginin getirdiği egoyu) aşması en zor virajdır.
Günümüz dünyasının en büyük yanılgılarından biri de "enformasyon çokluğu" ile "bilgelik" arasındaki o derin uçurumu gözden kaçırmak. Bilgi (data veya ilim), dışarıdan alınan, depolanabilen ve hatta ezberlenebilen bir metadır. Ancak ham bilgi, zihinde bir yükten ibaret kalabilir.
Bilgelik (hikmet); bilginin içsel bir potada eritilmesiyle başlar. Bu süreci besleyen iki ana damar vardır:
Bilgiyi sadece yüzeydeki formuyla kabul etmeyip; onun "neden" ve "nasıl"ını sorgulamak, arka planındaki kozmik veya ahlâki düzeni görmeye çalışmaktır tefekkür, bu ise zihindeki parçaları birleştirerek büyük resmi, yani "manayı" görünür kılar.
Sindirme, içselleştirme/hazmetme; bilginin akıldan kalbe indirilmesi, eyleme ve ahlaka dönüşmesidir. Tıpkı bir canlının besini sindirip kendi hücresi haline getirmesi gibi, bilge insan da bilgiyi karakterinin bir parçası yapar.
Bilgi nicelikseldir; çoğalır, birikir. Bilgelik ise nitelikseldir; derinleşir, sadeleşir. Bilgi insanı "bilen" yapar, ama sadece tefekkür ve sindirme süreci ile bilgi irfana dönüşür ve sahibini "arif" kılar. Zaten manada derinleşemeyen bilgi, insanı sadece kendi zihninin hamalı yapar.
Bu zamansız hakikati dilimiz döndüğünce net ve estetik bir dille özetlemeye gayret ettik, sağlık ve safâlıkla kalınız...
