Eğer bir sistem "kötüye" nefes alacak geniş alanlar bırakıyor ve "iyiyi" kendi güvenliğini sağlamak için sürekli tetikte yaşatıyorsa, o sistemde merhamet yanlış yere akıyor demektir.
"Dikenlere su vermek zulümdür" diyen Mevlana ile "Kötüye acımak iyiye zulümdür" diyen Sadi, bizi aynı noktada birleştirir: Adalet, şefkatin nerede duracağını bilmektir.
Bu ilkelerin toplumsal etik ve liyakat üzerindeki yansımalarını detaylandırırsak...
Günümüzde "mağdur hakları" ile "suçlu hakları" arasındaki o ince çizgi, Sadi şirazi'nin asırlar önce çizdiği bu hikmetli sınırda düğümleniyor. Modern hukuk sistemleri ile Sadi-i Şirazi’nin "Eşrâra merhamet, ahyâra zulümdür" ilkesini karşılaştırdığımızda karşımıza çarpıcı bir tablo çıkıyor:
Modern Hukukta "Suçlu Hakları" ve Sadi'nin Uyarısı
Modern hukuk, suçlunun da bir insan olduğu gerçeğinden hareketle ona çeşitli haklar tanır (savunma hakkı, insani yaşam şartları, rehabilitasyon vb.). Ancak bu haklar bazen mağdurun adalet duygusunu zedeleyecek bir "aşırı korumacılığa" dönüştüğünde, Sadi’nin bahsettiği zulüm safhası başlar.
Sadi’nin perspektifi şöyle, eğer ceza sistemi, suçluyu ıslah etmekten ziyade "cezasızlık" algısı yaratıyorsa, bu suçlunun cüretini artırır. Bu cüret ise doğrudan toplumun dürüst kesimine (ahyâra) yönelen bir tehdittir.
Güncel sorun şudur, suç kaydı kabarık kişilerin denetimli serbestlik gibi mekanizmalarla hızla dışarı çıkması, Sadi'nin deyimiyle "eşrâra gösterilen yersiz merhametin" toplumda yarattığı güvensizlik iklimine örnektir.
Bu durumda mağdurun "unutulan" haklarını nereye koyacağız. Sadi-i Şirazi’nin vurgusu aslında sessiz çoğunluğun, yani ahyârın tarafındadır. Modern tartışmalarda odak noktası bazen suçlunun psikolojisine ve topluma kazandırılmasına o kadar çok kayar ki, mağdurun yaşadığı yıkım ve adalet beklentisi ikincil planda kalır.
Adaleti mağdur odaklı tesis edilmelidir. Sadi’ye göre gerçek merhamet, mağdurun yarasını sarmakla başlar. Suçluya verilen orantısız ve düşük bir ceza, mağdur için travmanın devam etmesi demektir.
Bu noktada hassa dengenin gözetilmesi elzemdir. Modern "onarıcı adalet" anlayışı, mağdurun zararının giderilmesini merkeze alarak aslında Sadi’nin bin yıl önce işaret ettiği dengeyi yeniden kurmaya çalışmaktadır.
İki Anlayışın Kesişimi: Islah mı, Mükafat mı?
Sadi’nin itirazı merhametin kendisine değil, zamanlamasına ve dozunadır. Ona göre samimi pişmanlık kapısı açıktır; ancak bedel ödenmelidir. Kötülüğün elini kolunu bağlamakla caydırıcılık etkisi artırılmış olur. Bu sayede masumun (iyilerin) canı, malı ve onuru korunmuş olur.
Tersi durumda ise; şüphelinin/hükümlünün haklarının evrenselliği göz önüne alınarak rehabilitasyon ve topluma kazandırma niyeti ile yola çıkılsa dahi, etkin pişmanlık indirimleri bazen suistimal edilebilir...
