Düşünce hayatının en köklü ve bir o kadar da sancılı tartışmalarından biri, aydın (entelijansiya) sınıfının toplumun değerlerine ne kadar bağlı ya da bu değerlerden ne kadar kopuk olduğudur. Eğer "entelijansiya köksüzse", bu durum sadece bir kimlik sorunu değil, aynı zamanda toplum ile zihin arasındaki bağın kopması anlamına gelir.
Yerli ile Yabancı Arasında: Entelijansiyada "Köksüzlük"
Entelijansiya, kelime kökeni itibarıyla toplumu anlama, yorumlama ve dönüştürme iddiasındaki zihni grubu temsil eder. Ancak modernleşme tarihimizde bu sınıf, sık sık "kendi toprağına yabancılaşmak" ve "kültürel bir kopuş yaşamak" suçlamalarıyla karşı karşıya kalmıştır. Eğer bir entelijansiya köksüzse, toplumsal bünye ile zihinsel üretim arasında kapanmaz bir uçurum oluşur.
1. Kültürel Hafıza Kaybı ve Taklitçilik
Köksüz bir entelijansiya, beslendiği kaynakları kendi tarihinden değil, tamamen dışarıdan (ekseriyetle Batı'dan) ithal eder. Bu durum, aydını kendi toplumunun dertlerine çözüm üreten bir "bilge" olmaktan çıkarıp, başka medeniyetlerin kavramlarını tercüme eden birer "aktarıcı" haline getirir.
Sonuç: Toplumun ruhu ile aydının dili arasındaki frekans uyumsuzluğu.
2. "Sırça Köşk" Sendromu
Köksüzlük, aydını halkın gerçeklerinden kopararak steril bir alana hapseder. Cemil Meriç’in ifadesiyle, bu tip bir aydın kendi ülkesini "yabancı bir gözlükle" seyreder. Halkın inançları, gelenekleri ve yaşam biçimi, köksüz entelijansiya için incelenmesi gereken bir "folklorik malzeme" veya dönüştürülmesi gereken bir "ilkellik" olarak görülür.
3. Organik Aydın Eksikliği
Antonio Gramsci’nin "organik aydın" kavramı, içinde çıktığı sınıfın çıkarlarını ve kültürünü temsil eden kişiyi tanımlar. Köksüz bir entelijansiya ise "inorganik"tir. Toplumsal tabana kök salamadığı için ürettiği düşünceler havada kalır ve toplumsal bir dönüşüm yaratma gücünü yitirir.
4. Yaratıcılık Kısırlığı
Gerçek yaratıcılık, bir geleneğin üzerine inşa edilir. Köksüzlük, süreklilikten mahrum bırakır. Geçmişin mirasını reddeden veya ona kör kalan bir entelijansiya, her seferinde tekerleği yeniden icat etmek zorunda kalır. Bu da derinlikli eserler yerine, geçici ve yüzeysel akımların peşinden sürüklenmeyi getirir.
"Kökü mazide olan ati" olamamak, sadece geçmişe takılı kalmak değil, geleceği kurarken dayanılacak sağlam bir zemin bulamamaktır.
Sonuç olarak; bir ülkenin entelejinsiyası köksüzleştiğinde, o ülke kendi geleceğini başkalarının rüyalarıyla kurmaya çalışır. Aydın, ancak kendi toplumunun sancılarını damarlarında hissettiği ve kendi kültürel kodlarını evrensel bir dille yeniden yorumlayabildiği sürece "yerli ve evrensel" olabilir. Aksi takdirde, kendi vatanında bir muhacir, kendi halkına karşı bir yabancı olarak kalmaya mahkûmdur.
.jpg)