Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

23 Aralık 2025 Salı

Hayal deryasının huzur kıyısında...

 

Bazen hayal deryasında kaybolmak en iyi pusuladır. Dünya bu kadar gürültülü ve "gerçekçi" olmaya zorlarken, insanın kendi iç dünyasına sığınması bir lüks değil, düpedüz bir ihtiyaçtır.

Hayal kurmak zihnin pasını siler, ruhun daralan pencerelerini ardına kadar açar. 

Üstelik o deryada vize yok, sınır yok, "yapamazsın" diyen de yok.

O deryaya arada bir dalmalı;

Çünkü gündelik hayatın mantık silsilesinden yorulan beyin, hayallerde dinlenir (Zihinsel Detoks)

Hayaller ise yaratıcılık için yakıttır. Ve bugün "gerçek" dediğimiz ne varsa, dün birinin kurduğu uçuk bir hayaldi aslında.

Başka bir hayatı, başka bir ihtimali hayal etmek, insanın bakış açısını esnetir, empati yapmasını sağlar ve vizyon kazandırır.

Albert Einstein derki:

"Mantık sizi A noktasından B noktasına götürür. Hayal gücü ise her yere."

Meselâ hayal deryasının huzur kıyısında olmak...

Hadi, kısa bir süreliğine dış dünyadaki tüm sekmeleri kapatalım. Huzur kıyısında bir "an" hayal edelim:

Huzur kıyısı, o deryanın en derin ve en sessiz yeri... Dalgaların sesinin bile sadece bir fısıltıya dönüştüğü, zamanın saatlerle değil, sadece nefes alıp verişle ölçüldüğü gizli bir koy.

Ayakların altında ne çok sıcak ne de soğuk olan incecik, beyaz kumlar, karşıda uçsuz buçaksız, çarşaf gibi denizin rengi turkuazdan laciverte öyle yumuşak dönüyor ki, neresi gökyüzü neresi deniz seçmek ne mümkün.

Çok hafif esen rüzgarın ağaçların  yapraklarını okşamasının sesi...

Tuzlu deniz kokusuna karışan, taze açmış yaseminlerin o baygın ama ferahlatıcı kokusu.

Ve güneşin teni ısıtacak kadar dokunuşu. 

Hiçbir sorumluluk, bitirilmesi gereken hiçbir iş, cevaplanması gereken hiçbir mesaj yok. Sadece "şimdi" var..."an" var...

Burada ne bir saat tıkırtısı var ne de yetişilmesi gereken bir yer. O huzur kıyısında sadece ritmini kalbine göre ayarlayan o devasa su kütlesi var...

Ayak parmaklarının arasından süzülen o incecik kumlar, suyun çekilmesiyle birlikte serin bir his bırakıyor. Deniz, kıyıya her vurduğunda sanki tüm o zihin yorgunluğunu alıp derinlere götürüyor.

Güneş batmaya yakın, gökyüzü şeftali ve morun en yumuşak tonlarına bürünmüş. Su o kadar berrak ki, sığ yerlerdeki çakıl taşlarının parıltısı görülebiliyor.

Tek duyulan ses, dalgaların kıyıyı öpen o ritmik sesi. Şıp... Şıp... Bu ses, dünyanın en doğal müziği gibi ruhu yatıştırıyor.

Ne zaman dünya çok gürültülü gelse, zihindeki bu özel sığınağa, bu kıyıya sığınılır. Çünkü burda her şey tam olması gerektiği gibi...

Ey hayal sahibi; ahşap bir iskelenin ucunda bacaklarını sarkıtmış oturduğunu yeniden düşün. Yanında sadece soğuk limonata var ve omuzlarındaki o görünmez yüklerin hepsi denizin dibine çoktan çökmüş durumda....işte huzur...