Bazen;
insan
İki mavi arasında takılı kalır
tepede mavi gök, yörede deniz
Aslında hep merak etmiştir
gökyüzünün ırağını
deryâların dibini
bir yanda büyük merak
bir yanda keşif duygusu
"Dalgıçlar" denir ya
ne şanslıdırlar onlar
hani deryada dibi boylayan
incilerle mercanları toplayan
Bir de "Zümrüd-ü Anka" var hani
göğün yüzünü aşan
İşte onlardır
beşerilikten kurtulan
Ne çare ki, çoğu beşer
kendi bedeninde mahpus
benliğinde hükümlü
Anlayamamıştır oynanan asıl oyunu
Beşer;
koca dünyayı yutacağını sanırmış
hiç düşünmeden de doldururmuş yüreğe
incik boncuğu
Küçücük beyni işgal altında
alacağı satacağı, ne çok emtia
canı çeker durur habire yonga
zehirler kendini oysa mebzullarla
Dünyalıklar gelip geçerken
gözü önünden
bir kedi yanaşır yanıbaşına
bakar tâ gökyüzünün ardına
bakar kedinin bakakaldığı tarafa
Düşününce iki derin maviyi
"Zümrüd-ü Anka"yı, mercanı, inciyi.
Meğer dünya dönüyor
zaman da akıyormuş
Yürür deniz kenarına, düşünür iki maviyi...
İki damla gözyaşından ibaretmiş beşer
derya, namütenahi damlaymış
bir avuç nefesmiş solunan
gök mavisi ise namütenahi nefesmiş
Ey insan !
Bir an düşün, öylece bakakal
sonra kendi içine dal
kır tüm zincirleri
özgürlüğe adım at
İşte o zaman;
hürsün artık
kurtuldun prangalardan
dalgıçlarla hemhâlsin, Anka ile dost...
