“Bir şey olursa âlâ, olmazsa en âlâ.”
Bu veciz sözü, derin bir teslimiyet, rıza ve hayata karşı muazzam bir iç huzur barındıran şahane bir düsturdur. İlk bakışta basit bir kelime oyunu gibi görünse de arkasında köklü bir felsefe ve irfan geleneği yatar.Gelin bu sözün katmanlarını birlikte açalım:
Beklentilerden Özgürleşmek ve Rıza Makamı
İnsanoğlu doğası gereği planlar yapar, hedefler koyar ve bunların gerçekleşmesini ister. İstediğimiz şey olduğunda keyfimiz yerine gelir ve bunu "âlâ" (çok güzel, harika) olarak nitelendiririz.
Ancak Ali Emîrî Efendi, asıl bilgeliğin ve olgunluğun "olmadığı" zaman ortaya çıktığını söyler. Plânlarımız suya düştüğünde, kapılar yüzümüze kapandığında isyan etmek yerine "Bunda da bir hayır vardır" diyebilmek, bizi şer görünün içindeki gizli hayra ulaştırır. İşte bu yüzden olmaması, olmasından daha "en âlâ" (en güzeli, en üstünü) kabul edilir. Çünkü insan kendi sınırlarıyla sadece "şimdi"yi görebilirken, mutlak irade bizim için neyin uzun vadede daha iyi olduğunu bilir.
Tevekkül ve Teslimiyet
Bu söz, Anadolu irfanının özünü oluşturan "tevekkül" kavramıyla doğrudan göbekten bağlıdır. Kul, üzerine düşen gayreti gösterir (sebeplere sarılır), gerisini ise akışa ve takdire bırakır.
İşler yolunda giderse; şükreder, nimetin tadını çıkarır (âlâ).
İşler yolunda gitmezse; bilir ki korunan bir şer, ertelenen daha büyük bir bela veya kendisi için hazırlanan daha hayırlı bir kapı vardır. Bu kader bilinci insana endişeden uzak, sarsılmaz bir içsel barış verir (en âlâ).
"Şer" Görünenin Arkasındaki Hayır
"Hakkınızda hayırlı olduğu halde bir şeyi çirkin görebilirsiniz ve hakkınızda şer olduğu halde bir şeyi sevebilirsiniz. Allah bilir, siz bilmezsiniz"(Bakara Suresi, 216. ayet) fehvasınca, bizim "başarısızlık" veya "kayıp" olarak gördüğümüz şeyler, aslında bizi olgunlaştıran, yönümüzü değiştiren muazzam birer lütuftur. Olmayan şey, bizi belki de felakete gitmekten korumuştur.
Özetle; Ali Emîrî Efendi bu cümlesiyle bizlere modern dünyanın unuttuğu bir zihinsel konforu hatırlatıyor: "Hayata karşı didişmeyi bırakmak"
Her iki ihtimali de baş tacı edebilen, "olana" sevindiği kadar "olmayana" da gizli hikmetinden ötürü şükredebilen bir insanı bu dünyada hiçbir başarısızlık yıkamaz, hiçbir kayıp depresyona sokamaz. Hayatın getirdiği her rüzgâra karşı ruhsal bir bağışıklık sertifikasıdır bu söz, vesselâm...
