14 Mart 2026 Cumartesi

Maskeli Devler: Deveyi Hamuduyla Yutanlar

Whatsapp ile Paylaş

Tamamını aşağıda yazdığımız bir şiirimizin ilk dörtlüğü ile mevzuya giriş yapalım...

"Batıla dalınca Hakkı unuttun
Demek dünyalığa aşık birisin
Develeri hamudu ile yuttun
Sanki yedi başlı dev gibisin"

Modern çağın en büyük illüzyonu, "sahip olmanın" "olmaktan" daha değerli sayılmasıdır. İnsan, Batıl’ın ışıltılı labirentlerine daldıkça, Hakk’ın sadeliğini ve vicdanın pusulasını kolayca unutabiliyor. Gözü dünyaya dönenlerin iştahı öyle bir noktaya varıyor ki, artık sadece ihtiyaçlarını değil, başkalarının hakkını da birer lokmada yutmaya başlıyorlar.

Eski bir deyimdir: "Deveyi hamuduyla yutmak." Sadece görüneni değil, onunla beraber her şeyi, usulüne uydurarak ve utanmadan sahiplenmeyi anlatır. Bugünün dünyasında bu deyim, sadece maddi bir hırsı değil, aynı zamanda karakter erozyonunu da temsil ediyor. Liyakatin yerini kurnazlığın, samimiyetin yerini ise stratejinin aldığı bir düzende, insan bir bakmışsınız ki bu mısralardaki "yedi başlı dev"e dönüşmüş.

Hakikatten Kopuşun Bedeli

Dünyalığa aşık olanın en büyük kaybı, eşyası değil, huzuru ve esenliğidir. Batıla daldıkça ruh ağırlaşır, devleşir ama içten içe boşalır. Oysa gerçek zenginlik, biriktirdiğimiz nesnelerde değildir, koruyabildiğimiz karakterimizdedir.

Toplum olarak en büyük imtihanımız; haksızlığa karşı ses çıkarmak ve "yedi başlı devlere" karşı adaletin, samimiyetin ve gerçek emeğin safında, zalimin karşısında mazlumun yanında durabilmektir. Çünkü yutulan her haksız lokma, girişilen her kötü eylem aslında toplumun geleceğinden koparılan bir parçadır.

Hırsı, samimiyetsizliği ve bu karakter sahiplerinin sonunu hatırlatan  şiirin tamamı, buyurun:

Batıla dalınca Hakkı unuttun
Demek dünyalığa aşık birisin
Develeri hamudu ile yuttun
Sanki yedi başlı dev gibisin

Liyakat beklerken kapı önünde
Sen hile dokursun her bir gününde
Eğilip büküldün nefis önünde
Doymak bilmez, dipsiz bir kap gibisin

Vakit gelir, mizan kurulur bir gün
Saraylar, tahtlar olur hep sürgün
Heybendeki yükle kalırsın üzgün
Kendi gölgendeki av avcı gibisin

Aynadaki Dev: Liyakat, Hak ve Modern Hırslar

Toplumsal yaşamın temel direği olan "hak" kavramı, sadece hukuki bir terim değil, aynı zamanda bir insanın karakter aynasıdır. Ancak günümüzde bu ayna giderek puslanıyor. Şiirin ilk dizelerindeki ifade, aslında birçoğumuzun sustuğu ama derinden hissettiğimiz bir gerçeği insana haykırıyor: "Batıla dalıp Hakkı unutma"

Doymak Bilmeyen Bir Nefis: Dipsiz Bir Kap

İnsan, dünyevi hırsların labirentinde kaybolduğunda, liyakat ve emek kapı önünde bekletilen birer yabancıya dönüşür. Şiirde de vurguladığımız gibi, her gün için yeni bir hile dokuyanlar, aslında kendi sonlarını hazırlayan birer dokumacıdır. Eğilip bükülen bir karakterle elde edilen makamlar veya kazançlar, insanı doyurmak yerine daha da acıktıran "dipsiz bir kaba" benzetilebilir.

"Liyakat beklerken kapı önünde / Sen hile dokursun her bir gününde" mısraları, bugün iş dünyasından sosyal ilişkilere kadar her alanda karşılaştığımız o büyük yozlaşmanın özetidir.

Mizan ve Hakikat

Her hırsın bir sonu, her deveyi hamuduyla yutuşun bir hesabı vardır. Modern dünyanın şatafatlı sarayları ve geçici tahtları, zamanın mizanı karşısında birer sürgün hükmündedir. İnsan, heybesini haksız kazançla doldurduğunu sanırken, aslında sadece ruhuna ağır gelecek bir yük biriktirir.

Şiirin sonundaki o çarpıcı imge gibi; insan gün gelir "kendi gölgesinde hem av hem de avcı olur". Kaçtığı gerçekler, sonunda onu kendi vicdanında köşeye sıkıştırır.

Hasıl-ı kelâm; bizleri "yedi başlı devlere" dönüştüren bu hırs sarmalından kurtulmanın yolu, yeniden liyakata, emeğe ve en önemlisi "özü sözü bir" olmaya dönmek, "insan" olarak başladığımız dünya yolculuğunu "insan" olarak tamama erdirmektir.

Unutmamalıyız ki; heybemizde kalan tek gerçek zenginlik, tertemiz bir vicdanla vereceğimiz o son nefestir.