Geçti Bor'un pazarı,
Felek düşeş attı zarı
Kalktı tezgâhtan debdebe
Şaşaalar borca gebe...
Pembe hayaller yitecek
Hayatlar hep küçülecek
Dün servet sayılan şeyler
Yarın sana yük gelecek
Eskiden tükettiklerin
Bugün artık lüks gelecek...
Felek hep tahammül etmez.
Yıkar geçer hiç beklemez
Çürük çarık mallar için
Pey vermez pazarlık etmez
Vadesi dolmuş olanı
Asla tedavüle sokmaz
Şişirilmiş kıymetlerin
Balonuna iğne dürter
Sahtekârın, düzenbazın
Maskelerini indirir.
Güven satan münafığın
Dağına karlar yağdırır
Bor pazarından öteye
Eşek Niğde'ye yol alır...
En sonunda insanlara
Mutlak gerçeği gösterir...
★
Halk arasında sıkça kullandığımız bir deyim vardır: "Geçti Bor’un pazarı, sür eşeği Niğde’ye."Yukarıda manzum olarak ifade ettiğimiz mevzuyu biraz daha açalım...
Çoğu zaman kaçırılan otobüsleri, geç kalınmış randevuları veya son anda elden kaçan fırsatları hafif bir tebessümle karşılar geçeriz. Oysa bu yalın ifade, derininde zamanın geri döndürülemez acımasızlığını ve insanın kaçınılmaz hakikatle yüzleşmesini barındıran sert bir varoluşsal ihtarı barındırır.
"Geçti Bor'un pazarı / Felek düşeş attı zarı / Kalktı tezgâhtan debdebe / Şaşaalar borca gebe..."
Bugün içinden geçtiğimiz çağ, tam da bu dizelerin tarif ettiği bir "şişirilmiş kıymetler" çağı. Borçla yahut alın teri dökmeden finanse edilen debdebeli hayatlar, sosyal medyanın parıltılı filtreleri arkasına saklanan yapay hayaller ve yarını düşünmeden tüketilen kaynaklar...
İnsanlığın en büyük yanılgısı, zamanı satın alabileceğini ya da onunla pazarlık edebileceğini sanmasıdır. Oysa şiirde de söylendiği gibi:
"Felek hep tahammül etmez / Yıkar geçer hiç beklemez / Çürük çarık mallar için / Pey vermez pazarlık etmez"
Eski Yunan’dan günümüze kadar Stoacı felsefenin (Marcus Aurelius, Epiktetos...) merkezinde yer alan "Amor Fati" (kaderini sev/kabullen) ilkesi, doğanın ve zamanın düzenine direnmenin imkânsızlığını anlatır.
Geleceğimizden çalarak yaşadığımız şaşaalı günler, er ya da geç kendi faturasını önümüze koyar. Dün lüks saymadığımız, fütursuzca tükettiğimiz şeylerin yarın en büyük lüksümüz haline gelmesi, sadece ekonomik bir krizi değil, beraberindeki toplumsal ve ruhsal bir küçülmeyi de ifade eder.
Yük haline gelen servetler... "Dün servet sayılan şeyler yarın sana yük gelecek." Hak etmeden veya fazladan sahip olduğumuz her eşya, her statü, her yapay ilişki zamanla omuzlarımızda birer prangaya dönüşür.
Köpüklerin sönmesi...Şişirilmiş değerlerin, temelsiz zenginliklerin, haksız kazançların ve tüketim çılgınlığının balonu patladığında, insan ister istemez öz kaynaklarına dönmek zorunda kalırken bir yandan da hesap vermenin ağırlığı altında ezilir.
Kriz anları ve zamanın süzgeci, sadece finansal köpükleri söndürmez, temizlemez; insan ilişkilerindeki ve karakterlerdeki sahtelikleri de açığa çıkarır.
"Sahtekârın, düzenbazın maskelerini indirir / Güven satan münafığın dağına karlar yağdırır / En sonunda insanlara mutlak gerçeği gösterir..."
Anlık rüzgârların yelkenleri şişirdiği dönemlerde "güven" satanların, sahte başarı hikâyeleri uyduranların ve "mış gibi" yapanların maskelerini, hakikat rüzgârı uçuruverir. Sahte olan ne varsa zamanın süzgecinde takılıp kalırken; geriye sadece çıplak, yalın ve duru bir hakikat kalır.
Son Söz: Bor Pazarından Öteye Yürümek
"Geçti Bor'un pazarı" demek, her şeyin bittiği anlamına gelmez; aksine illüzyonun bittiği ve gerçek hayatın başladığı, gerçeklerle yüzleşmenin kaçınılmaz olduğu anlamına gelir.
Eşeği Niğde’ye sürmek; geçmişin pişmanlıklarına, patlayıp sönen balonlara ve dünün sahte şaşaalarına takılı kalmamayı, sadeleşerek ve hakikati kucaklayarak yola devam etme cesareti ile mecburi yöne doğru yol almayı kabullenmeyi gerekli kılar.
İnsan, dünün lükslerinin yüke dönüştüğünü hissediyorsa, belki de Felek, maskeleri indirip hayatın en yalın ve mutlak gerçeğini göstermeye çalışıyordur...ne dersiniz ?
Kulağa küpe olmalı:
"Geçti Bor'un pazarı / Felek düşeş attı zarı / Kalktı tezgâhtan debdebe / Şaşaalar borca gebe..."
Bugün içinden geçtiğimiz çağ, tam da bu dizelerin tarif ettiği bir "şişirilmiş kıymetler" çağı. Borçla yahut alın teri dökmeden finanse edilen debdebeli hayatlar, sosyal medyanın parıltılı filtreleri arkasına saklanan yapay hayaller ve yarını düşünmeden tüketilen kaynaklar...
Peki, bu illüzyon balonuna ilk iğne battığında ne olacak?
İşte bu dizelerin rehberliğinde; zaman, tüketim çılgınlığı ve sahte maskelerin çöküşü üzerine biraz daha derin bir yolculuğa çıkalım.
Zamanın pazarlığı yoktur...Stoacı Bir Yüzleşme
İşte bu dizelerin rehberliğinde; zaman, tüketim çılgınlığı ve sahte maskelerin çöküşü üzerine biraz daha derin bir yolculuğa çıkalım.
Zamanın pazarlığı yoktur...Stoacı Bir Yüzleşme
İnsanlığın en büyük yanılgısı, zamanı satın alabileceğini ya da onunla pazarlık edebileceğini sanmasıdır. Oysa şiirde de söylendiği gibi:
"Felek hep tahammül etmez / Yıkar geçer hiç beklemez / Çürük çarık mallar için / Pey vermez pazarlık etmez"
Eski Yunan’dan günümüze kadar Stoacı felsefenin (Marcus Aurelius, Epiktetos...) merkezinde yer alan "Amor Fati" (kaderini sev/kabullen) ilkesi, doğanın ve zamanın düzenine direnmenin imkânsızlığını anlatır.
Felek zarını attığında ve vakit dolduğunda, sistem miadı dolmuş hiçbir şeyi yeniden tedavüle sokmaz. Kaçırılan fırsatların, ertelenen hayatların ve sahte ertelenmişliklerin ardından yapılması gereken tek şey vardır: Kabullenmek ve yola devam etmek.
Şişirilmiş Balonlar ve Zorunlu Sadeleşme
Şişirilmiş Balonlar ve Zorunlu Sadeleşme
Geleceğimizden çalarak yaşadığımız şaşaalı günler, er ya da geç kendi faturasını önümüze koyar. Dün lüks saymadığımız, fütursuzca tükettiğimiz şeylerin yarın en büyük lüksümüz haline gelmesi, sadece ekonomik bir krizi değil, beraberindeki toplumsal ve ruhsal bir küçülmeyi de ifade eder.
Yük haline gelen servetler... "Dün servet sayılan şeyler yarın sana yük gelecek." Hak etmeden veya fazladan sahip olduğumuz her eşya, her statü, her yapay ilişki zamanla omuzlarımızda birer prangaya dönüşür.
Köpüklerin sönmesi...Şişirilmiş değerlerin, temelsiz zenginliklerin, haksız kazançların ve tüketim çılgınlığının balonu patladığında, insan ister istemez öz kaynaklarına dönmek zorunda kalırken bir yandan da hesap vermenin ağırlığı altında ezilir.
Her yükselişin bir inişi, her başlangıcın kaçınılmaz bir sonu olduğunu hatırlatan "Hayatlar hep küçülecek" dizesi, bir karamsarlık değildir belki, aksine fazlalıklardan, şaşaadan, zirve sarhoşluğundan uyanma, arınma ve özü keşfetme fırsatı sunmaktadır...
Maskelerin düşüşü...Hakikatin Doğuşu
Maskelerin düşüşü...Hakikatin Doğuşu
Kriz anları ve zamanın süzgeci, sadece finansal köpükleri söndürmez, temizlemez; insan ilişkilerindeki ve karakterlerdeki sahtelikleri de açığa çıkarır.
"Sahtekârın, düzenbazın maskelerini indirir / Güven satan münafığın dağına karlar yağdırır / En sonunda insanlara mutlak gerçeği gösterir..."
Anlık rüzgârların yelkenleri şişirdiği dönemlerde "güven" satanların, sahte başarı hikâyeleri uyduranların ve "mış gibi" yapanların maskelerini, hakikat rüzgârı uçuruverir. Sahte olan ne varsa zamanın süzgecinde takılıp kalırken; geriye sadece çıplak, yalın ve duru bir hakikat kalır.
Son Söz: Bor Pazarından Öteye Yürümek
"Geçti Bor'un pazarı" demek, her şeyin bittiği anlamına gelmez; aksine illüzyonun bittiği ve gerçek hayatın başladığı, gerçeklerle yüzleşmenin kaçınılmaz olduğu anlamına gelir.
Eşeği Niğde’ye sürmek; geçmişin pişmanlıklarına, patlayıp sönen balonlara ve dünün sahte şaşaalarına takılı kalmamayı, sadeleşerek ve hakikati kucaklayarak yola devam etme cesareti ile mecburi yöne doğru yol almayı kabullenmeyi gerekli kılar.
İnsan, dünün lükslerinin yüke dönüştüğünü hissediyorsa, belki de Felek, maskeleri indirip hayatın en yalın ve mutlak gerçeğini göstermeye çalışıyordur...ne dersiniz ?
Kulağa küpe olmalı:
"Bor'un pazarı"na vaktinde gitmeyenin yükünü eşşeği çekermiş !
