16 Eylül 2026 Çarşamba

Varoluşun bilâbedel ikrâmı...

Whatsapp ile Paylaş

 

Girdim gül bahçesine
Kokularını ikrâm ettiler güller bana
Renkleri de göz alıcı idi.
Ya ücreti dedim,
Estağfirullah, bilâbedel dediler...

Oturdum söğüt gölgesine
Hoş geldin yiğit dedi
Soluklandım, var mı bedeli dedim
Estağfirullah, bilâbedel dedi...

Girdim meyve bahçesine
Elma, armut ağaçları
Dallarıyla uzattılar meyvasını
Beni de tadıver diyerek
Her biri başka bir lezzet...
Yedim, ya bedeli dedim
Estağfirullah, ikrâmdır, bilâbedel dediler...

Serinlik çıktı, terlemiştim
Serinleyip kendime geldim
Teşekkür ettim rüzgâra, bedelini sordum
Estağfirullah, bilâbedel dedi...

Biraz üşüdüm duldalığa geçtim
Güneşe sırtımı dayadım
İliklerimi ısıttı
Var mı bedeli diyecek oldum
Estağfirullah, bilâbedel dedi...

Susadım, vardım pınarbaşına
Kana kan içtim
Var mı bedeli diyecek oldum
Estağfirullah, bilâbedel dedi...

Havası, suyu, kliması
Esintisi, güneşi, gölgeliği
Meyvesi, yemişi
Gülü, çiçeği, kokusu
Bilâbedelmiş...

İnsana yaşamak kalmış
Hem de bilabedel...

Sahi nedir bu ikrâmın sebebi...
bu cömertliğin, bu dostâne misafirperverliğin, bu güzelliğin...

Ha... bunları gören, koklayan, tadını alan, hisseden vücud organlarım da, idrak eden aklım da bilâbedel hizmetteymiş meğer !

Varoluşun bu sessiz ve noksansız cömertliği karşında insanı durduran, derin bir hayrete ve şükre sevk eden tam olarak bu hakikattir: Karşılıksız ikram.

Tabiatın ve mahlûkatın insana sunduğu hiçbir nimet —gülün kokusu, söğüdün gölgesi, pınarın suyu ya da güneşi hissettiren akıl ve duyu organları— bir fatura kesmez, bir bedel istemez. Lisan-ı hâl ile "bilâbedel" der.

Peki, nedir bu ikramın sebebi?

Doğu ve İslam düşüncesinde, irfani metinlerde bu durum "Sonsuz Rahmet ve Kerem" ile açıklanır. Var olan her şey, insanı ağırlamak için kurulmuş bir sofra, bir tecelli alanıdır. Cömertlik, ikram edenin şanındandır; alanın hak etmesinden değil, verenin lütfundandır.

Doğanın ve evrenin işleyişinde nesneler ile insan arasında mülkiyet ya da ticaret ilişkisi yoktur. Güneş doğmak, rüzgâr esmek, ağaç meyve vermek suretiyle kendi varlık gayesini yerine getirir. Bu vericilik, evrenin temelindeki dinamiktir.

Bütün bu donanımın (akıl, idrak, duyular) ve dış dünyadaki nimetlerin bilâbedel sunulmasının tek bir gayesi vardır: Idrak etmek ve farkına varmak. İnsandan istenen maddi bir bedel değil; sadece bir teşekkür, bir idrak ve o ikramın kadrini bilmektir.

Şiirsel bir derinlikle yukarıda ifade ettiğimiz bu uyanış, insanın dünyadaki en temel varoluşsal tecrübesine dokunuyor: Kendisine verilen hiçbir şeyi kendi gücüyle satın almadığını, her an büyük bir misafirperverlik ve lütufla kuşatıldığını fark etmek.

Şiirin sonundaki o uyanış cümlesi aslında meselenin özünü özetliyor: Dışarıdaki nimetler bilâbedel olduğu gibi, onları alacak donanım da bize bağışlanmıştır. İnsana düşen ise sadece bu sofranın farkında bir misafir gibi yaşamak...