20 Eylül 2026 Pazar

Sualsiz ve Cevapsız Sükûtun Gölgesinde

Whatsapp ile Paylaş

Lamı Cimi Olmayan Zamanlar: Sualsiz ve Cevapsız Sükûtun Gölgesinde

Klasik Doğu ve Osmanlı yazma eser kültüründe, metinlerin kenarlarına düşülen haşiyeler ve satır arası notlar sadece birer tefsir değil; zihnin metinle kurduğu canlı bir diyalogdu. Bu gelenekte Arap alfabesindeki “lam” (ل) harfi sual (soru), “cim” (ج) harfi ise "cevap" kelimelerinin simgesi olarak kullanılır, bir nevi kestirme metin işaretleri işlevi görürdü. Bir sahifede sorulacak bir soru (lam) da verilecek bir yanıt (cim) da kalmamışsa; o metin tam, açık ve tartışmaya kapalı kabul edilirdi. Dilimize yerleşen ve zamanla kökünden sıyrılan “Ne lam der ne cim” yahut “Lamı cimi yok” ifadeleri, işte bu sükût ve netlik kültürünün mirasıdır.

Lakin kelimeler de tıpkı insanlar gibi zamanın ruhuna göre biçim değiştirir.

Eskiden "ne lam demek ne cim demek", hakikat karşısında gösterilen bir edep, bir mahcubiyet ya da derin bir kabullenişin simgesiydi. Büyüğün, üstadın yahut sarsılmaz bir doğrunun karşısında sükût edilir; mesele uzatılmadan, pürüz çıkarılmadan sineye çekilirdi.

Oysa bugün etrafımıza baktığımızda, bu deyimin temsil ettiği tavrın bambaşka bir cehreye büründüğünü görüyoruz. Günümüz insanı ne soru soracak (lam) derinliğe ve cesarete sahip, ne de bir soruya esaslı bir cevap verecek (cim) iradeye...

Bugünün dünyasında "ne lam demek ne cim demek";

Aşikâr bir yüzleşmeden kaçış,
Üstünü örtüp geçiştirme kurnazlığı,
Ya da muhatabını tamamen yok sayan pasif-agresif bir kestirip atma biçimine dönüştü.

Meseleleri enine boyuna konuşmak, niyetleri sorgulamak ve sarsıcı bir izah getirmek zihinsel ve duygusal bir emek ister. Oysa hızın ve yüzeyselliğin esiri olan modern insan, hem "karşısındakini ikna edemeyeceğine dair derin bir inançsızlık" taşıyor hem de "samimi bir diyalog kurma çabasını" fuzuli bir yük olarak görüyor. Ne açıkça itiraz edip fikrini savunuyor, ne de söyleneni içtenlikle kabul ediyor. Sadece duymazdan geliyor, geçiştiriyor ve konuyu kapatıyor.

Sualin ve cevabın çekildiği bir vasatta ise geriye ne bir hakikat arayışı kalıyor ne de sahici bir insan ilişkisi.

Kökeni "sorulacak soru da verilecek cevap da kalmadı" netliğine dayanan bir deyim, bugün ironik bir biçimde samimiyetsizliğin, belirsizliğin ve iletişim tembelliğinin adı olup çıktı. Oysa insanın insana borçlu olduğu en temel şey; halisane bir sual ve samimi bir cevaptır.

Divan edebiyatında ve klasik şiirimizde "sual" (soru) ile "cevap", "sükût" veya "lam-cim" remizlerinin/harflerinin işlendiği, insanın soru sorma, cevap verme yahut çaresizce susma hallerini aksettiren güzel beyit örnekleri vardır, bir kaç misâl şöyle:

Sual ile Cevap Arasındaki Âşıkane Diyalog:

Bâkî, sevgilinin bakışları ve dudakları arasındaki o sessiz ama derin iletişimi soru ve cevap kavramlarıyla şöyle dile getirir:

"Gamzen sorar bu gönlüme ahvâl-i çeşmini
Lâ'lin verir cevâbını ammâ nüfûzsuz"

(Yan bakışın, sevgilinin gözlerinin halini gönlüme sorar [sual eder]; lal gibi kırmızı dudağın cevap verir ama nüfuz etmez, yetersiz kalır.)

Cevapsızlık ve Cevabın İmkânsızlığı:

Nâbî, kimseden doyurucu bir cevap alamamanın veya hakikati izah etmenin zorluğunu anlatırken soru-cevap kavramına değinir:

"Müşkil odur ki eyleyesin bir suâl-i hâm
Müşkilçe bir cevâb-ı mu'ammâ getirseler"

(Asıl zorluk, ham ve yüzeysel bir soru sormandır; karşılığında sana bilmece gibi karmaşık ve zor bir cevap getirmeleridir.)

Sükûtun ve Sözün Ağır Yükü:

Fuzulî, soru ile cevabın tükendiği, aşık ile sevgili arasındaki o net veya çaresiz duruşu söze ve sükûta yükler:

"Dehanı nisbet ile "var" derler ama "yok"
Açılmaz bir söze kimseden cevab olmaz"

(Ağzının küçüklüğüne var deseler de yok gibidir; öyle bir sırdır ki hakkında açılan bir söze kimseden cevap gelmez.)

Sual ile Cevabın Âşıkın Halinde Birleşmesi:

Şeyh Galip, sevgilinin ve aşkın karşısında insanın hem soru hem cevap olduğunu, konuşmaya mahal kalmadığını ifade eder:

"Nazar kılsan suâlim hem cevâbım
Haber versem halimden bir kitâptır"

(Bana bir baksan, bakışında hem sorum hem de cevabım bellidir; halimden haber vermeye kalksam kendi başına bir kitaptır.)

Harflerin ve Remizlerin Şiirdeki Yansıması:

Klasik şiirde "lam" (ل) harfi sevgilinin büklüm büklüm zülfüne (saçına), "cim" (ج) harfi ise çenesindeki çukura veya kıvrımlara benzetilerek de harf oyunları (hüsn-i talil ve leff-ü neşr) yapılır. Sual-cevap sembolizminin yanında, harflerin bu görsel uyumu da beyitlerde sıkça işlenmiştir...