18 Temmuz 2026 Cumartesi

"Karınca kanatlanınca zevali yakındır"...

Whatsapp ile Paylaş

 

"Karınca kanatlanınca zevali yakındır" derler...

Karınca karıncalığına şükredip karınca kararınca çalışmak varken kuşlara özenip kanatlanınca kuşlara yem olmayı göze almalı...

Çünkü kendi doğasını, sınırlarını ve "kararınca" olmanın getirdiği o mütevazı ama güvenli dengeyi unutan her canlı, büyük heveslerin kurbanı olmaya adaydır.

"Karınca kararınca" yaşamak, aslında bir yetersizlik veya tembellik değil; kendi ekolojik ve varoluşsal nişinin farkında olmak, oranın bereketine şükretmektir. Karınca, kendi toprağında ve kendi ağırlığının katlarca fazlasını taşıyarak zaten kendi mucizesini gerçekleştirir.

Ancak ne zaman ki o küçük ve korunaklı dünyasından çıkıp, aslında ait olmadığı göklere, kuşların hükümdarlık alanına özenir ve kanatlanır (ki doğada bazı karıncaların kanatlanması aslında bir sonun, ya da büyük bir savruluşun başlangıcıdır), işte o zaman trajedi başlar. Gökyüzü özgürlük gibi görünse de, o yüksekliğin getirdiği rüzgarlara ve orada bekleyen avcılara karşı karıncanın ne kabuğu koruyucudur ne de gücü yeterli. Kanatlar, onu yükselttiği an, aslında kuşlar için sadece görünür ve kolay bir "yem" haline getirir.

Bu varoluşsal döngüyü biraz daha derinleştirdiğimizde, karşımıza tam bir "klimaks" trajedisi çıkar. Karınca, kendi ekosisteminde, toprağın altında ve edafik faktörlerin getirdiği o zorlu ama dengeli düzende bir uç türdür; kendi sınırları içinde kusursuzdur. Toprağı işler, kırıntıları taşır ve o mikro dünyada hayatı büyütür.

Ancak ne zaman ki o sakince işleyen sistemin dışına taşan bir hırs baş gösterir, işte o zaman doğanın değişmez yasası devreye girir. Karıncanın kanatlanması, aslında kendi habitatına yabancılaşmasıdır. Kendi nişinden kopup (ex situ) bir hayale kapılan her varlık gibi, o da yabancısı olduğu bir atmosferin kurallarıyla yüzleşmek zorunda kalır.

Göklerin kuralı nettir: Yukarıda korunaklı dehlizler, saklanacak yaprak altları yoktur. Orası kuşların, yani o yüksekliğin evrimsel olarak hakimi olanların meydanıdır. Karınca, kuşun kanadına özenirken kendi kabuğunun onu yukarının sert rüzgarlarından ve keskin gözlerinden koruyamayacağını hesaba katmaz. Kendi doğasını inkar ederek kazandığı o geçici kanatlar, onu özgür kılmaz; aksine, avcıların ufkunda açık bir hedef, kolay bir av haline getirir.

İşte bu yüzden, insanın da kendi emeğinin, bilgisinin ve hakikatinin sınırlarında "kararınca" derinleşmesi bir erdemdir. Başkalarının göklerine özenip yapay kanatlar takanlar, yükseldiklerini sandıkları an aslında sadece düşüşlerini hızlandırırlar. Kendi toprağında sadakatle üretilen bir damla, başkasının göğünden devşirilen sahte bir ihtişamdan çok daha gerçektir.

İnsanın da kendi hakikatinden, emeğinin hududundan kopup, yapay bir hırsla taklit ettiği üst perdeden hayatlar, onu menziline ulaştırmaz; aksine, korumasız bırakıp büyük fırtınaların ve avcıların önüne atar.

Kendi toprağında sadakatle, sabırla ve "kararınca" üretmek; göklerde sahte bir hevesle kanatlanıp yem olmaktan çok daha asil ve kalıcıdır.

Çünkü doğa da toplumlar da kendi sınırlarını bilmeyenlerin trajedileriyle doludur; karınca kendi yolunda yürüdükçe karınca, insan da kendi hakikatine tutundukça insandır.

Sağlık ve safâlıkla kalınız...