"Teori ile pratik, zihin ile eylem arasındaki muazzam mesafe", insanlık tarihinin en kadim ikilemlerindendir.
Kimileri Rodin’in ünlü "Düşünen Adam" heykelinde olduğu gibi kendi kürsüsünde oturmuş, derin(yahut sığ) tefekkürünü sürdürürken, birileri yerinden kalkıp, ayak izlerini geride bırakarak hayatın içine karışır, üretir, faydalı şeyler yapar.
"Düşünmek ve/veya yapmak" arasındaki ilişkiyi birkaç farklı boyutta okumak mümkün...
Taşlaşmış, donup kalmış fikirler ancak "eyleme geçildiğinde" hayat bulur ve canlanır.
Sadece düşünmek fikri kusursuzlaştırabilir ama onu dünyadan kopuk, statik bir heykel olarak bırakır.
Sadece yapmak, kör bir ivme üretebilir ancak arkasında ayak izleri yerine karmaşa bırakır.
İdeal olanı, "yapan"ın o tefekkür kürsüsünden inmesidir, düşüncenin ete kemiğe bürünmüş, fikrin fiile dönüşmüş halidir.
Hikmet ve amel dengesini kurmak bu sebeple çok önemlidir. Klasik felsefede ve doğu düşüncesinde de bu kavramlar "ilim" ve "amel" (eylem) dengesiyle açıklanır. Sadece bilmek veya sadece teori üretmek, insanı o mermer düşünen adam kürsüsüne hapseder.
Asıl kıymetli olan, zihinde olgunlaşan fikrin, hayata dokunan somut bir esere, bir kelâma, bir "nefese" dönüşmesidir. O zaman ayak izleri, düşüncenin dünyada bıraktığı kalıcı izlerin, yani "üretkenliğin" mührü olur.
"Ve" mi, "Veya" mı?... birer tercih olabilir, ancak düşünmek ve yapmak birbirini besleyen döngüsel bir süreçtir. Doğru bir eylem, derin bir tefekkürün meyvesidir.
Düşünmek-yapmak ikilisini birbirinden kopardığımızda, biri dünyadan kopuk bir entelektüalizm, diğeri ise felsefeden yoksun mekanik bir pragmatizm üretir.
Özetle; fikirler ne kadar asil ve derin olursa olsun, ancak eylemin (yapmanın) çamuruna, tozuna bulandığında ve hayatın içinde yürüdüğünde bir anlam kazanır.
Kürsüde oturup sonsuza dek düşünmek yerine, o taş konfordan vazgeçip yürümeye başlayanların bıraktığı izler dünyayı güzelleştirir.
★
İnsanlığa faydalı bir birey olmak, kelimenin tam anlamıyla "dünyayı bulduğundan daha iyi bir yer olarak bırakma" çabasıdır. Bu, sadece büyük bilimsel buluşlar yapmak ya da milyarlarca dolarlık vakıflar kurmak anlamına gelmez; günlük hayattaki küçük, tutarlı ve samimi adımlarla da başlar.
İnsanlığa fayda sağlayan bir bireyin önce kendi heybenisinin dolu olması gerekir.
Faydalı bir insan, sadece kendi çevresine değil, tüm insanlığa ve doğaya karşı kendini sorumluluk hisseder, insana "insan" olduğu için değer verir.
İnsanlığa fayda, sadece şu an yaşayan insanları değil, gelecek nesilleri de korumayı gerektirir.
Hangi mesleği yaptığınızın da bir önemi yoktur; bir fırıncı, bir mühendis, bir temizlik görevlisi veya bir doktor olabilirsiniz. İşini dürüstçe, hileye kaçmadan ve en yüksek kalitede yapan herkes insanlığa doğrudan fayda sağlıyor demektir.
Küçük bir adım bile mühimdir. Bugün insanlığa faydalı olmak için büyük bir bütçeye ihtiyacınız yok. Yolda yürürken bir çöpü yerden almak, bir çocuğa kitap hediye etmek veya birine sadece gülümseyip teşekkür etmek bile bu zincirin bir halkasıdır.
