Bugün bezm-i muhabbetin kapısını araladık, o eşikten süzülüp bir kaç kelâm karaladık... Divan edebiyatının o ağdalı ama vakar dolu lisanıyla, aşkın ve dostluğun meclisine yakışır bir gazel tadında olsun, buyurunuz efendim:
Dâhil-i bezm-i muhibbân olduk yine aşk ile,
Sûz-ı dil kâr eyledi, yandıkça yandık aşk ile.
(Yine dostların muhabbet meclisine aşkla dahil olduk; gönül ateşi öyle işledi ki içimize, yandıkça aşk ile kavrulduk.)
Mest olup nûş eyledik sâkî elinden bâdeyi,
Mihnet-i dünyâyı bir demde unutduk aşk ile.
(Sâkinin elinden aşk şarabını içip kendimizden geçtik; dünyanın tüm dert ve kederini o bir anlık neşede aşkla unuttuk.)
Zerre idik, şems-i hürriyet tecellî eyledi,
Katre iken bahr-ı ummâna kavuşduk aşk ile.
(Kendi halimizde bir zerreydik, hürriyet ve hakikat güneşi üzerimize doğdu; bir damla misali yaşarken, uçsuz bucaksız aşk denizine ulaştık.)
Hâlimiz arza ne hâcet, ehl-i irfân anlar bizi,
Kays’ı geçdik vadi-i gamda, yorulduk aşk ile.
Sırr-ı vahdetten nişândır bu kelâm-ı bî-bedel,
Nefes-i insan ile deryâda durulduk aşk ile.
(Bu eşsiz sözler vahdet sırrının bir nişanesidir; insanın nefesi ve inayetiyle o dalgalı deryada nihayet aşkla durulduk.)
Gönül meclisinizin neşesi daim olsun efendim...
