İnsan kadim bir felsefenin ışığında, "ânın vacipliği" düşüncesi ile bakmalı herşeye.
"Kendini, oku"malı insan...okuma eylemi kitap sayfalarını okumaktan ibaret olmamalı...ki hayatı bilgece okuyabilsin.
İnsan zihni genellikle geçmişin pişmanlıkları ile geleceğin kaygıları arasında sıkışıp kalır. Oysa hayat, sadece nefes aldığımız şu "an"dan ibarettir. Dünü ve yarını bir kenara bırakmak, zihni özgürleştirerek gerçek varoluşla bağ kurmayı sağlar. İnsan, zamana hükmettiğini sanan ama zamanın kıvrımlarında kaybolan bir yolcu... Heybesinde dünün pişmanlıklarını, avuçlarında yarının kaygılarını taşırken; parmaklarının arasından süzülüp giden "bugünü" görmeyi hep ihmal eder. Oysa hakikat, takvim yapraklarının arasında değildir, şu an ciğerlerine dolan o serin nefestir.
Aklı devre dışı bırakmadan; zihni o gürültülü muhakemelerden azat etmelidir. Çünkü huzur, zihnin susup kalbin konuşmaya başladığı o eşsiz boşlukta gizlidir. Doğan güneşe bir tebessüm borcumuz, geçen geceye ise bir şükür secdemiz vardır. Varlık, sadece insanla kaim değildir; kâinatın o muazzam orkestrasında bir karıncanın adımı da, bir çınarın hışırtısı da aynı mukaddes besteye dahildir.
"Börtü böceğe, ağaca, çiçeğe... hesapsız, çıkarsız bakmak", ekolojik bir farkındalıktan öte, kâinatı bir bütün olarak kucaklama halidir. Doğaya sadece bir "kaynak" veya "izlenecek bir manzara" olarak değil, kendimizden bir parça olarak bakmak; içsel huzurun anahtarıdır. Özellikle hayatın en küçük halkasına bile derinden saygı duyarak bakmalı, varlığı mülkiyet değil, bir emanet ve bir ayet olarak görmelidir. Dalındaki çiçeği koklarken onun kimyasına, topraktaki böceği izlerken onun rengine değil; her ikisinin de aynı kaynaktan beslenen birer mucize olduğuna şahitlik etmektir. İşte o zaman insan, kâinat kitabının satır aralarını okumaya başlar.
Şiirle, türküyle ruhu beslemek de insanın kendi iç dünyasındaki karmaşayı dindirir onu bir melodiye dönüştürür. Unutma, eğer o içindeki teli titretmeyi başarırsan, gam yerini neşeye, kaos yerini ahenge bırakır. Aradığın o "huzur"; ne uzak bir diyarda ne de erişilmez bir zirvededir. O, senin her "nefes" alışverişinde, kalbindeki yankıdadır.
Huzur mu arıyorsun, unut maziyi, bakma hiç o meçhul yarınlara, Bugün doğan güneşle gül, şükret o akşama. Gönül gözünle bak ki her çiçek bir "kitap"tır. Ararsan o huzur sende, gitme hiç uzağa. Huzuru kendimizde bulacağız, başka yerde değil, dış dünyadaki tüm koşturmaca aslında beyhude bir çaba, asıl mesele insanın kendine erişebilmesi .. Dışarıdaki kaosa rağmen içeride bir tebessüm yeşertebilmek var ya, işte bu en büyük sanattır.Anın kıymetini, varoluşun sadeliğini ve kendi içindeki o bitmek bilmez hazineyi unutmayacak, ihmal etmeyecek insan. "Dünü ve yarını unut"arak zihni o ağır yüklerden kurtarıp bugünün güneşine kendini davet eden insan hayatın gerçek ritmini yakalama yolundadır.
Özellikle kâinatı hesapsız sevme ve "kendini ve insanı okuma" eylemi, bilgeliğin en saf haline giden yolun önemli kilometre taşı...
Börtü böcekten ağaca kadar her şeye o saf bakışla bakabilmek, insanın içindeki huzuru uyandıran en kestirme yol olsa gerek.
Mısralardan çıktık yola nesirle neticelendirdik. Mısralar birer tohumsa, nesir o tohumun boy verdiği bir bahçedir.
Huzurunuz daim olsun...
