10 Mart 2026 Salı

Celâl'den Cemâl'e, kahırdan lütufa...

Whatsapp ile Paylaş

 

İrfani düşüncenin en zarif ve teselli verici hakikatlerinden biridir "celâl" ve cemâl"...bu, varlık alemindeki zıtlıkların aslında tek bir merkeze hizmet ettiğini ve zahmetin ardındaki rahmeti insana müjdeler.

Bu hakikate birkaç katmanda  bakacak olursak:

Zıtların Birliği (Tevhid)

Kainatta her şey zıt kutuplarıyla kaimdir. Celâl, Allah’ın azametini, haşmetini, bazen de kulun acziyetini hissettiren sarsıcı tecellileridir (fırtına, hastalık, ayrılık, keder gibi). Cemâl ise lütuf, merhamet ve güzellik tecellileridir (bahar, şifa, huzur, vuslat gibi). 
Ehli bilir ki, Celâl rüzgârı esmeden Cemâl baharı gelmez; kışın o sert ve soğuk yüzü (Celâl), toprağın altındaki tohumun uyanması ve baharın güzelliğine (Cemâl) hazırlanması için bir zorunluluktur.

"Lütfun da Hoş, Kahrın da Hoş" sözü, mülkün sahibine duyulan sonsuz güveni simgeler. Kulun başına gelen "celâlli" bir olay, aslında ruhu olgunlaştıran, kibri kıran ve kalbi asıl kaynağa yönelten bir terbiye vasıtasıdır.

Celâl, tarlayı süren saban gibidir; toprağı yarar, altüst eder ama amacı onu ekime hazır hale getirmektir. O sarsıntı bittiğinde ortaya çıkan verim ve meyve ise Cemâl’dir.

Gece ve Gündüz Analojisi

Gecenin en karanlık, en soğuk ve insanı en çok ürperten anı (Celâl tecellisi), güneşin doğuşunun (Cemâl tecellisi) en yakın olduğu andır. Dolayısıyla hayatımızdaki fırtınalar arttığında, "bu kadar Celâl, büyük bir Cemâl müjdesidir" diyebilmek için irfan sahibi olmak gerekir.

Şiirsel bir bakışla; ariflerin ve şairlerin de vurguladığı gibi: "Kahır lütfa hamiledir"

Sıkıntı (Celâl), içinde genişliği (Cemâl) barındıran bir kabuk gibidir. Bu kabuk kırılmadan içindeki öz ortaya çıkmaz.

Bu perspektiften bakınca, insan zorluk anlarında sadece "neden?" diye sormak yerine, "Bu sarsıntı hangi güzelliğin habercisi?" diyerek bir bekleyiş içine girerse, bu da hüzne vakar, acıya ise anlam katar.

Bu derin hakikati geleneğimizin o samimi yaklaşımıyla kelimelere dökelim,  Celâl tecellisinin sarsıcı heybetinden Cemâl’in dingin ve nurlu kıyısına uzanan bir yolculuğu anlatan bir şiir, buyrunuz:

Kahrın İçindeki Lütuf

Bulutlar gürlerse şimşek çakarsa,
Celâl’in heybeti kalbi yakarsa,
Gözyaşı sel olup bende akarsa,
Bil ki bu fırtına, Cemâl müjdesi.

Kışın ayazında donarsa dallar,
Karla örtülürse bildiğin yollar,
Sükut eyler diller, bağlanır kollar,
Toprakta uyanan kemal müjdesi.

Sabanın açtığı izler derindir,
Toprağın feryadı, özü, yerindir,
Gelecek başaklar sence kimindir?
Hasadın vaadi, helal müjdesi.

Gece en karanlık ana varınca,
Gönül kapısını hüzün çalınca,
Sabır meyvesini tam tadınca,
Şafakla parlayan visal müjdesi.

Celâl’in o yakıcı sarsıntısından sonra Cemâl’in şefkatli kollarına sığınan ruhta, nazenin haller  gönül bahçesindeki sır ortaya çıkar;

Kahrın ateşiyle yandım da geldim
Lütfun kapısına kondum da geldim
Celâl rüzgârını gördüm de geldim
Cemâlin nûrunu özledim yâ hû.

Gönül bahçesinde feryad u figan
Zulmetin ardında gizli bir iyan
Sarsılan kalbimde her an bir isyan
Dindi de sükûtum gözledim yâ hû.

Gecenin ucuyla yırtılır hicap
Zahmetin içinde en tatlı cevap
Kırılan şu gönlüm olsa da harap
Müjdeyle yolumu düzledim yâ hû.

Celâl'i bir "cezalandırma" olarak değil, bazen bir şefkat tokatı, ikaz, bazen  sevgiliye götüren "yakıcı bir özlem" olarak görmeli insan. Bunun için de samimi bir teslimiyet gerekir...