30 Aralık 2025 Salı

İlimden irfana...

Whatsapp ile Paylaş

Anadolu irfanının süzgecinden geçmiş; edep, marifet ve hakikat arayışına dair derin izler taşıyan "İlimden İrfana, Aceleden Temkine Bir Hayat Muhasebesi" ne dair bir kaç satır...

İlim, İrfan ve İstikamet: Gönül Gözüyle Hakikati Görmek:

İnsan hayatı, seçimler ve bu seçimlerin getirdiği haller manzumesidir. Aslında modern insanın en büyük eksikliği olan "derinlik" ve "usul" üzerine bir yol haritası çizmek gerekirse;

Sosyal Mesafe ve Edep Çizgisi:

İnsan çevresini seçerken gereken hassasiyeti göstermelidir. Edebsizin bağırması ile eşeğin anırmasının bir tutulması, sesin değil, o sesin taşıdığı mananın (veya manasızlığın) rahatsız ediciliğine işaret eder. Bu noktada iletişim, sadece konuşmak değil, bir "hâl" aktarımıdır. Arsıza uyarı, sağıra öğüt beyhudedir; çünkü kalp kulağı kapalı olana söz kâr etmez.

İlim ve Marifet Dengesi:

A. Avni Konuk’un "İlimsiz mârifet muhal ve mârifetsiz ilim vebaldir" tespiti, irfâni bakışın omurgasını oluşturur. Meselâ İlimsiz Marifet dayanağı olmayan, metotsuz bir seziş çabasıdır ki insanı yanılgıya sürükler. Marifetsiz İlim ise kuru bir bilgi yığınıdır. Kişiyi kibirlendirir, hayata dokunmaz ve sorumluluğu yerine getirilmediği için bir "vebal" haline dönüşür.

Bu denge bozulduğunda, "Biri iki görenler" ortaya çıkar. Kesret (çokluk) içinde boğulan, gölgeyi (dünyevi olanı) asıl sanan ve hayatını bir serabın peşinde tüketen modern insan, bu yanılsamanın en somut örneğidir.

Hız ve Haz Çağında "Temkin":

Tavşan ve kaplumbağa metaforu, tefekkürün hızla değil, dikkatle mümkün olduğunu hatırlatır.

"Tavşanın koşup da görmeden geçtiği yerleri, kaplumbağa hafızasına nakşeder."

Acele etmek, ayrıntıları kaçırmaktır. Ayrıntıyı kaçıran ise hikmetten mahrum kalır. Rahmani olan "temkin", her adımı bilerek, görerek ve hissederek atmaktır. Öküzün kavurmasının sert ve hazmının dert olması gibi; usulüne uygun pişirilmeyen, demlenmeyen her iş (veya rızık), bünyeye ağırlık verir.

Gelenek ve "Pend" (Nasihat):

Âşık Ömer’in beytinde vurguladığı gibi, pîr ü peder'in nasihatini tutmayanlar, sığındıkları güvenli limanlardan, yani "cennetlerinden" mahrum kalırlar. Bu, sadece bir itaat meselesi değil, evrensel bir yasadır. Sünnetullah’a ve tecrübenin ışığına sırt çeviren, kendi karanlığında kaybolur.

Sonuç olarak hayat; şaşı gözle bakıp tek olanı çift görmek değil, kesretin içindeki vahdeti (birliği) fark edebilmektir. Katırın doğurmasını beklemek ya da keçinin kılından hallacın pamuk atmasını ummak, eşyanın tabiatına aykırıdır.

İnsan, kendi fıtratına uygun olanı, ilim ve marifet rehberliğinde, acele etmeden ama vaktini de zayi etmeden aramalıdır.

Unutmamalı ki; "Var" olanı anlamak için "yok"u kurcalamak değil, varlığın aynasındaki tecellileri temiz bir kalple izlemek gerekir.

Vesselâm.